ATSIZ BEĞ'İN KİMLİĞİ
Erk YURTSEVER
Orkun, 26. sayı... Nisan 2000
Hürriyet
Gazetesi'nin 20 Mart 2000 târîhli sayısında Bay Yener Süsoy'un Türkiye'nin ilk
kültür bakanı Bay Talat Halman ile yaptığı bir röportaj yayınlandı.
Bay Süsoy'un, Bay
Halman'ın hâtırâtını Hürriyet'e anlatmasının övüncü ile kaleme aldığı yazısı
bize devenin "Nerem doğru ki?" fıkrasını hatırlattı.
Biraz nisyân,
biraz intikâm ve biraz da " nasıl olsa aradan 29 yıl geçti, bunları artık
kimse hatırlamaz" rahatlığı içinde sarfedilen sözlerin ve ileri sürülen
iddiâların tamâmını düzeltmek abesle iştigâl olacaktır. Ama kağıda dökülen bu
konuşma içinde yıllarca Türkçülük idealinin bayrakdârlığını yapmış bir Türk
büyüğü hakkında ileri sürülen bâzı yanlışlıkları da düzeltmek gerekmektedir.
BÜTÜN KARADENİZ'LİLER LAZ MI?
Bay Süsoy,
röportajının hemen başında Bay Halman için "Anne ve babası Trabzonlu
olduğundan kendisini de Karadenizli kabul ederek ‘‘Bir dostu gıllıgışsız sever
ve över Lazlar’’ der." demektedir. Burada eski tâbîr ile ve mânâ-yı mazrûf
ile herhalde bütün Karadeniz'lilerin Laz olduğu söylenmek istenmektedir. Devrik
olan bu cümleyi düzeltecek okursak çıkacak netice şudur: Annem babam Trabzon'ludurlar
ve ben de bu yüzden kendimi Karadeniz'li kabul ederim. Lazlar bir dostu
gıllıgışsız severler ve överler...
İki cümle hâline
konulan bu tek devrik cümlenin ilki bir îtirâzı gerektirmeyecek kadar doğru
olabilir. Ancak ikinci cümledeki "Lazlar" sözcüğünün ne maksatla
kullanıldığını düşünmek lâzımdır. Eğer gerek devrik cümledeki, gerekse bizim
iki cümle ile devrilmekten kurtarmaya çalıştığımız ifâdede "Lazlar"
yerine "Karadeniz'liler" denilmiş olsa idi sanırız bu ifâdeleri
yargılamaya ihtiyâc olmayacaktı. Bay Halman Laz olabilir. Buna da kimsenin bir
îtirâzı olmaz. Hal böyle olunca da durum yiğitçe şöyle ifâde edilir: Talat
Halman, anne ve babası Trabzon'lu olduğundan kendisini de Karadeniz'li kabûl
eder ve ‘‘Biz Karadeniz halklarından olan Laz'lardanız. Bir dostu gıllıgışsız
sever ve över Lazlar’’ der.
Cümle bu şekilde
tasrîh edilmedikçe, çoğunluğunu Oğuz'ların, ağırlıklı olarak da Çepni Boyu'nun
teşkîl ettiği Karadeniz sekenesinin tamâmının Laz olduğu gibi çarpık bir mânâ
çıkar. Böyle bir iddiâ da eğer bir art niyet taşımıyor ise bilgisizliktir.
YALANLAR YA DA NİSYÂNLAR...
Bay Halman
kendisi ile yapılan röportajda şöyle demektedir:
"İlk Devlet
Kültür Ödülü'nün Muhsin Ertuğrul'a verilmesini Başbakan Erim'e ilettiğimde
gözleri parlayarak ‘‘Çok iyi düşünmüşsünüz, ben de kendisine hayranım, üstelik
yakın dostumdur’’ dedi. İstanbul'daki törende belki de siyasi hayatının en
güzel irticali konuşmasını yaparak bu ödülü kendi eliyle verdi. Üç gün sonra
Ankara'da beni odasına çağırarak ‘‘Muhsin Ertuğrul'a bu ödül verilmemeliydi’’
demez mi... Şaşkınlık içinde kendisine önceki konuşmalarımızı hatırlatınca
‘‘Tamam ama, Genelkurmay Başkanı Memduh paşa çok kızmış. Bir daha böyle şeyler
yapmayalım’’ dedi. İki gün sonra yine çağırdı, baktım yine öfke içinde. Önünde
Nihal Adsız'ın çıkardığı Devlet dergisi duruyor. Adsız başyazısında ‘‘Bu kızıl
komüniste devlet nasıl kültür ödülü verir’’ diyor. Nihal Adsız'ın kimliğini
hatırlattığımda Erim'den ‘‘Olsun. biz böyle eleştirilere hedef olmamalıyız,
bunlar iyi şeyler değil’’ cevabını aldım."
DERGİLER, TÂRÎHLER
Atsız Beğ'in, ilk
devlet ödülünün Muhsin Ertuğrul'a verilmesini tenkîd eden yazısı 1 Kasım
1971'de yazılmış ve 1 Aralık 1971 târîhli Ötüken Dergisi'nde nerşredilmiştir. O
sıralarda gerçekten Devlet adlı bir dergi de yayın hayâtındadır, ancak dergiyi
Atsız çıkartmamaktadır. Kaldı ki Atsız Devlet'in başyazarı olmadığı gibi dergi,
Atsız Beğ'in düşünce ve fikirlerine de karşıdır.
Diyelim ki, Bay
Halman yaşı sebebiyle bâzı adları birbirine karıştırıyor. Atsız Beğ'in
yazısının çıktığı 1 Aralık 1971 târîhli Ötüken dergisi, Erim'in masasında
duruyor ise Muhsin Ertuğrul'a verilen devlet ödülü töreninin 25 Kasım 1971'de
yapılmış olması gerekir. Oysa ki uzun bir makâlenin son üç paragrafına
sıkıştırılmış olan ve
"Sayın
Bakan! Kültür nişanı takmaya Muhsin Ertuğrul gibi komünizmi göklere çıkarmış
biriyle başlamanız çok kötü tesir bıraktı. Bu bir indilik, keyfilik,
haksızlıktır. Türk kültürü tiyatro ile başlamaz. Kültür; dil, din, tarih,
gelenek, edebiyat, sanat, tören, giyim ve göreneklerin bütününden ibarettir ve
tiyatro yabancılardan gelen bir müessese olduğu gibi bugün millîleşmiş diye
kabul edilse bile en sonralarda akla gelmesi gereken bir unsurdur. Niçin
Karagöz ile Orta Oyunu aklınıza, gelmiyor da önce tiyatroyu düşünüyorsunuz?
Neden aklınıza cirit, okçuluk, binicilik, kılıç gelmiyor da bale geliyor? Niçin
erkek oyunu olan Zeybeğe el atmıyorsunuz da kız oyunu olan baleye
yöneliyorsunuz?"
paragrafı ile
başlayan bu yazı 1 Kasım 1971'de kaleme alınmıştır.
Aslında Bay
Halman, Atsız'a karşı olan tutumunun ardındaki gerçekleri nedense gizlemek
istemekte, Muhsin Ertuğrul'a verilen devlet ödülü tenkîdinin sıkıştırıldığı
makâlenin baş tarafını da unutmuş görünmektedir.
KİŞİ ADLARI
İnsanlar adlarını
istedikleri imlâ ile yazmakta hürrdürler. Ancak adını Ahmed diye yazan birisinin
adı, bir başkası tarafından "Ahmet" imlâsıyla yazılamaz. Bütün
a'lemin "Atsız" adıyla tanıdığı bir kimsenin adını "Adsız"
olarak yazmak yanlış, yanlıştan da öte ad sâhibine saygısızlıktır.
ATSIZ'IN KİMLİĞİ
Tabîatiyle, Bay
Halman'a şunu sormak lâzımdır: Sayın Bay Halman, acaba siz Başbakan Nihat
Erim'e Nihâl Atsız'ın kimliği hakkında ne, neler söylediniz de, Erim
"Olsun!" dedi? Acaba, bize büyük bir Türkçü olarak tanıtılan bu
şahsın bizim bilmediğimiz bir takım zaafları falan mı vardı?
Eğer bu yazımız
tarafınızdan okunur veyâ kulağınıza çalınır ise lûtfen bu husustaki
bildiklerinizi (eğer bir devlet sırrı değil ise) bir açıklasanız. Açıklasanız
da aslen baba tarafından Gümüşhâne'nin Torul Kazâsı'nın Midi Köyü'nün
Çiftçioğulları'ndan, ana tarafından Trabzon'un Kadıoğulları'ndan diye
bildiğimiz, ama yanı sıra Laz olmadığını da bildiğimiz bu zâtın bizce mechûl
olan asıl kimliğini öğreniversek.
EĞLENCELİ BİR RÖPORTAJ
Röportajdaki
"Tansu Çiller harakiri yaptı" başlıklı kısımda geçen
"cerzebeli" sözcüğünü hiçbir lugâtta bulamadık. Eğer bu söz
bilmediğimiz bir kelime ise mânâsını bilmek ve öğrenmek hakkımızdır. Eğer bu
söz bildiğimiz "cerbeze" yerine kullanıldı ise ne zamandan beri şekil
değiştirdiğini de öğrenmek hakkımızdır. Eğer bu konuda Bay Halman "bu söz
bana âit değildir" buyururlar ise Türkiye'deki gazeteci hakkında düşünmek
de hakkımızdır. Eğer bu konuda Bay Süsoy "bu söz bana âit değildir"
buyururlar ise Türkiye'nin Kültür Bakanı hakkında düşünmek de hakkımızdır.
ÂRİFLERE NOT
Bu târîhî
röportajın son kısmı ise oldukça ayıplı görünüyor. Bu kısım aynen şöyle:
"Uzun yıllar
yatılı okuduğu için yatak yapma konusunda hayli iddialı. Swissotel'in Kral
Dairesi'ndeki röportaj sırasında Yener Süsoy'u bu konuda denedi ve sonunda
‘‘Yener bey, sizin elleriniz yatak yapmaya uygun değil’’ dedi."
-----
Çok ayıp... Türk
turizmi açısından yüz kızartıcı bir ayıp...
Swissotel
yönetimini, odalarındaki yatakları müşterilerine yaptırdıkları için Türk
turizmi adına kınıyoruz.