TONYUKUK'a gelen yazılar... ve TONYUKUK'un karşılıkları...

AĞUSTOS-2004

(Yazılar geliş târîhlerine göre sıralanmışlardır.)


01.08.2004

Sayın Tonyukuk,

Otağıñızı ilk ziyaretimde böyle bir siteniñ varlığından dolayı çok memnun olmuştum. Fakat

http://www.tonyukuk.net/gelengiden/017-mayis-01.htm adresindeki ilk mesajdan hatırlayacağıñız gibi “internetteki ilk tek Göktürkçe font” cümlesinden dolayı biraz sert bir mesaj yazmıştım. 2001 yılında da bu mesajımı tekrarlamıştım. Cevabıñ e-posta adresime geleceğini, ama gelmeyince tepkisiz kalındığını düşünmüştüm. Açıkçası otağıñıza bu yüzden biraz kırgındım. Ta ki geçenlerde internette bazı şeyler taradığımda yukarıdaki adresteki cevabıñızı fark edene kadar. Cevabıñızı okuyunca (ve diğer mesajlara cevaplarıñızı okuyunca) açıkça otağıñıza saygım arttı.

Cevabıñızda internette font aradığıñızı ama bulamadığıñızı yazmışsıñız. http://tugrulcavdar.tripod.com  adresinde iki tane font bulacaksıñız. Ayrıca Uygur alfabesiyle ilgili bazı çalışmalarımı da. Ve bu siteyi google, yahoo, altavista gibi sitelerde arattığıñızda bulamayacağıñızı göreceksiñiz. Cevabı yazdığıñız 2001 yılında da internette ilk fontum vardı ama arama siteleri size göstermemiş olabilir, tıpkı şimdi olduğu gibi. Bunuñ sebebi nerden kaynaklanıyor bilmiyorum, belki arama siteleriniñ kapsama alanından olabilir.

Cevabı sadece e-posta adresime gönderirseñiz sevinirim. Çalışmalarıñızda başarılar dilerim.

Tuğrul Çavdar

* * *

31.08.2004

Azîzim Tuğrul Beğ,

Oldukça eskimiş bir konuyu hatırlayarak yeniden gündeme getirdiğiniz için size müteşekkiriz. Dolayısı ile bu tekrâr bize de bir başka olayı hatırlattı. Onu da buraya iliştirerek konuyu tamamlayalım.

Yaklaşık birbuçuk yıl kadar önce sizden bir mektup daha aldık. Bu mektubunuzda, tarafınızdan yapılan Türk harfleri dosyasının Otağ’ımızda neşredilebileceğini ve kullanılabileceğini bildirmekte idiniz.

Mektubunuz ekinde göndermiş olduğunuz kokturuk1.ttf dosyasını açtığımızda, fırça ile yazılan Çin yazısı harflerine benzeyen Türk harfleriyle karşılaştık. Harf şekilleri her ne kadar El Yazması ve Irk Bitigi’ndeki harfleri andırıyor idi ise de bunlar bize Bilge Kağan atamızın: “TÜRÜK BeGLeR TÜRÜK ATIN ITI. TaBGaÇGI BeGLeR TaBGaÇ ATIN TUTuPaN TaBGaÇ KaGaNKA KÖRMİŞ.” sözlerini hatırlattı. Daha önceki yazışmalarla bir çelişki teşkîl eden bu teklîfinizin tarafımıza yansıması bize “perhiz-lahana turşusu” benzetmesi gibi geldi. Durumu bu düşünceler ile ve daha önceki sert yazışmalarımızı tahrîk edebileceği düşüncesiyle size bildirmeyi uygun görmedik.

Bilgilerini ricâ ederiz.

Tonyukuk

Ek bilgi: Yukarıdaki “Özel” yazınız ve bu yazıya verilen işbu karşılık, aşağıdaki yazınızda tarafımıza verilen yetki gereği yayınlanmaktadır.


01.08.2004

Sayın Tonyukuk,

http://www.tonyukuk.net/yazismalar.htm adresindeki cevaplarıñız o kadar ilgimi çekti ki 31 Temmuz'u 1 Ağustos'a bağlayan tüm gece bilgisayar başında kalarak tüm soruları ve cevaplarıñızı ilgiyle okudum. Türk dili ve tarihiyle ilgili geñiş kültürüñüze şahit oldum. Bilgi ve çalışmalarıñızı cömertçe ve karşılıksız sergiliyorsuñuz. Teşekkür ederim.

Benim de birkaç sorum olacak:

1-Size sorulan sorulara verdiğiñiz cevaplarda aklıma takılan bazı soru işaretleri var. Mesela Orta Asya'da yaşamış Türk devletleriniñ gerçekten bayrakları olmadığını söylediñiz. Buna kaynak verebilir misiñiz? Bunca bayrakları gösteren tarih kitapları yalan mı söylüyor? Bu baña biraz garip geldi, çünkü Türkler bilinen ilk kağıda yazılı eser olan fal kitabı Irk Bitig'den bu yaña kağıt kullanıyorlar. Kağıt eserlerde bayrak resimleri bulunmuş ve tarihçiler bu resimlerden faydalanmış olamazlar mı? Bu tabi sadece benim şahsi tahminim.

2-Bir de Kök Türük alfabesindeki ny harfi. Bazıları bu harfi yn diye okuyor (koyn=koyun kelimesinde olduğu gibi). Bazen de ny (Tonyukuk ve çıgany=fakir gibi). Bu harfiñ tek bir okunuşunuñ olması gerekmez mi?

3- 26/3/2001 ve 1/4/2002 tarihlerinde yazılan mesajlara karşılık bende Bilge Kagan, Kül tegin, Kül İç Çor, Ongin ve Tonyukuk yazıtlarınıñ İngilizce'leri var. Yalñız dosyalar taranmış sayfalar olduğu için boyutu 9 MB gibi büyük bir değer. E-postayla yollamak mümkün olur mu bilmiyorum.

4- Siz Cengiz Han'ıñ Moğol olmadığını Türk olduğunu söylediñiz. Eski Uygurca'yla ilgili çalışmalarım sırasında Moğol sitelerini çokca ziyaret ettim. Moğollar Cengiz (onlarıñ deyişiyle çinggis) Han'ı çok benimsemişler ve her yerde kendileriniñ kahraman ataları olarak vurguluyorlar. Onlarıñ http://www.chinggis.com diye bir e-posta sunucusu bile var. Onlarla ilgili hangi siteye girseñiz karşıñıza Cengiz Han çıkıyor. İşiñ ilginç yañı Cengiz Han'ıñ orjinal mührünüñ üstünde iki sıralı Moğol alfabesiyle yazılmış yazı Moğolca (resmi ektedir).

Dilde kısmen beñzerlik var. Mesela yazı Kök Türükçe'de “bitig”, Moğolca'da (onların deyişiyle Monggol dilinde) “bicig”dir. Ama bu beñzerlikler çok az. Elimde Kiril alfabesiyle değil, eski Moğol alfabesiyle yazılmış bir sözlük var, belki Kök Türükçe'yle farkını incelemek istersiñiz diye onu da size yolluyorum.

Bundan öñceki ÖZEL konulu e-postamla beraber bu e-postamı da yazışmalarıñızıñ Temmuz-2004 cevaplarsañız memnun olurum.

Teşekkür eder, çalışmalarıñızda başarılar dilerim.

Tuğrul Çavdar

* * *

31.08.2004

Azîzim Tuğrul Beğ,

1-Bayrak mes’elesi hakkındaki sorunuz bizim de sorumuzdur. Bu mes’ele yanlış hatırlamıyor isek, 1968 yılı sonlarında TeReTe tarafından bastırılan 1969 yılı takvimi ile gündeme geldi. Sizin bize sorduğunuz soru o târihlerde enine boyuna yazıldı, çizildi, soruldu, soruşturuldu. Ama bu sorgulamanın muhâtabı olan TeReTe’den hiçbir ses ve sedâ çıkmadı. Çok ulu yazar, çizer takımı sazan gibi işe sâhip çıktılar. İşin ciddî olamayacağını düşünenler ise TeReTe’den bir açıklama beklemeye başladılar. Açıklama bekleyenlerin bâzıları toprak oldular. Hâlen hayatta olan bâzıları ise hâlâ cevâbı intizâr etmektedirler!

Tarafınızdan konu hakkındaki menfî görüşümüzün kaynağı sorulmaktadır. En basit hukuk kâidesine göre “müddeî isbat ile mükelleftir.” Bu durumda bayrakların varlığını iddiâ eden TeReTe’dir ve müddeî durumundadır. Bu bakımdan bu bayrakların nereden ve nasıl bulunduğu sorusunun muhâtabı TeReTe olmalıdır.

Hâfızâmızda kalanlara göre 1939 yılında “Türklük” adlı bir dergi yayınlanmakta idi. Bu derginin sayılarından birinde Rahmetli Ismâil Hâmî Dânişment’in bir makâlesi çıkmıştı. Te’lîf mi, tercüme mi olduğunu hatırlayamadığımız bu yazı, 14üncü yüzyıla âit bir İspanyol vesîkasına göre Anadolu Türk Beylikleri’nin haç işâretli bayrakları ile ilgili idi.

Vesîkanın yazarı bir İspanyol papazıdır ve vesîka 1350 yılında yazılmıştır. Vesîkada Anadolu’ya Naturi denilmektedir. Ayrıca vesîkaya bâzı beyliklerin bayrakları da resmedilmiştir. Tartışmaya açık olmakla birlikte bu bayraklar;

1-Antalya (Satalia) Beyliği’ne,

2-Ermenîye-i Sugrâ (Kilikya) Beyliği’ne,

3-Alâîye  (Candebor) Beyliği’ne,

4-Alaşehir (Fradelfia) Beyliği’ne,

5-Konya (Cunya) Beyliği’ne,

6-Sıvas havâlîsi ve Sıvas (Savasto, Savasco) Beyliği’ne,

7-Samsun (Semiso) Beyliği’ne,

8-Sinop (Castello) Beyliği’ne âittirler.

Yakın bir târihle ilgili ve vesîkaya kayıtlı olmasına rağmen, bu bilgiler ve resimler akılda tereddütler ve türlü sorular  

uyandırmaktadır. TeReTe de Türk hükümrânlıklarına âit olduğunu söylediği bu bayraklar için en azından bir vesîka veyâ kaynak göstermekle yükümlüdür.

Konu ile ilgili olarak Otağ’ımızdaki şu kavşıta da bakmakta yarar vardır: www.tonyukuk.net/benguyazi.htm 16 Devlet Masalı ve uydurma bayraklar (Atsız), Türkçülük Haftası dolayısıyla (Yurtsever).

2-(f) harfinin okunuşu hakkında lûtfen www.tonyukuk.net/gelengiden/001-ocak-00.htm kavşıtındaki 29.12.1999 târihli yazıya ve o yazıya verdiğimiz karşılığın 3üncüsüne bakınız. Orada söylediklerimize  bir de aşağıdaki satırları ekleyiniz:

Tonyukuk sözcüğü, Köl-İç-Çor yazıtının batı yüzünün 1. ve 2. dizilerinde olmak üzere 2 kere;

Bilge Tonyukuk yazılı taşlarından 1. taş, batı yüzünün 1., 5. ve 6., güney yüzünün 8. ve 10., kuzey yüzünün 7. ve 10. dizilerinde olmak üzere 7 kere, 

Bilge Tonyukuk yazılı taşlarından 2. taş, batı yüzünün 4., güney yüzünün 3., doğu yüzünün 8. ve kuzey yüzünün 1. ve 3. dizilerinde olmak üzere 5 kere (2 taşta toplam 12 kere);

Bilge Kağan yazıtının güney yüzünün 14. dizisinde 1 kere olmak üzere kayıtlıdır. (Orkun, E.T.Y.)   

Bizim elimizde Köl-İç-Çor yazıtının sağlıklı fotoğrafları bulunmadığından sözcüğün imlâsının hangi harflerden oluştuğunu bilemiyoruz.

Tonyukuk yazılı taşlarında kayıtlı olan 12 adet Tonyukuk sözcüğünün tamâmı qqfoT şeklinde yazılmıştır.

Bilge Kağan yazıtındaki tek Tonyukuk sözcüğü ise qqYNOT harfleri ile yazılmıştır.

                    

                                              Bilge Kağan Güney Yüzü 14. dizi, Rötuşsuz                 Bilge Kağan Güney Yüzü 14. dizi, Rötuşlu                         

Biz sanıyoruz ki burada f harfi yerine sehven YN harfleri kullanılmış, iş bununla da kalmayarak bu harfler, yerleri değiştirilerek yazılmışlardır. Kanaatimizce, Bilge Kağan Yazıtı’nda bu sözcük qqYNOT yerine qqNYOT şeklinde yazılmış olsaydı, f harfinin NY karşılığı olduğu görüşüne mahâl bulunmayacak idi.

3-Sizde var olduğunu bildirdiğiniz taranmış sahifeler hâlindeki Bilge Kagan, Köl tigin, Köl-İç-Çor, Ongın ve Tonyukuk yazıtlarının İngilizce'leri, acaba Abby Fine Reader veyâ benzeri bir programla vord dosyası hâline dönüştürülemez mi? Sanırız o zaman hacim azalacaktır. Ayrıca bu sahifelerde Köl-İç-Çor ve Ongın’a âit fotoğraflar da var mı? Var ise bu fotoğrafları bize iletebilir misiniz?

4-Çingiz’in Türk mü, Mogul mu olduğuna dâir lûtfen www.tonyukuk.net/gelengiden/050-subat-04.htm kavşıtındaki 18.02.2004 târihli yazıya verilen karşılığa mürâcaat etmelisiniz.

Macarlar da Atıla’nın kendi ataları olduğunu söylemektedirler. Ancak Atıla Macar değil, Kun Türkü’dür. Osmanlı’lar zamânında da Atıla’nın Türk olduğu bilinmekte idi. Ama o dönemde birisi çıkıp da “Atıla Osmanlı’dır” deseydi, durum herhâlde pek eğlenceli olurdu.

ÖGEL Hoca’nın, “Cengiz Han’ın Türk Müşâvirleri” adlı eseri IQ Kültürsanat yayıncılık tarafından 2002 yılında basıldı. Bu eserde Cengiz Kağan’a danışmanlık yapmış 106 kişi, soy kütükleri de dâhil olmak üzere incelenmişlerdir. Her ne kadar eser “Cengiz Han’ın Türk Müşâvirleri” adını taşıyor ise de bu kişilerin içinde Türklükleri meşkûk olan Kanglı’lar, As’lar, Öngüt’ler ve Karakıtaylı’lar ve hattâ tamarlarının ne olduğu bilinmeyen Müslüman’lar da var. Bunların adedi 48 kişidir. Çingiz’in geri kalan danışmanların tamâmı Türk tamarlıdır.

Kanlarına kadar kayıt altına alınmış olan bu danışmanların içinde, Mongol Çingiz’in! Mongol danışmanlarının bulunmayışı dikkat çekicidir. Kanglı’ları, As’ları, Öngüt’leri ve Karakıtaylı’ları ve hattâ tamarlarının ne olduğu bilinmeyen Müslüman’ların da hamısını Mongol saysak bile bunların toplamının Türk’lerle olan orantısı, insanı düşündürmeye yeterlidir.

Biz de size teşekkür eder, başarılar dileriz.

Tonyukuk


04.08.2004

Sayın Tonyukuk,

İyi günler dilerim...

Adım Soner Çeşmeci, 20 yıllık turizm emekçisiyim. Birkaç yıldan beri “Geleneksel Türk Yay Yapımı” ile ilgili araştırma yapmaktayım. Ne yazık ki bu konu ile ilgili bilgilere daha çok İngiliz arşivlerinde rastlamaktayım. Bu ironik durum, sitenizde Sayın Tevfik Erol Bey kaynaklı yazınıza rastlayana değin beni ziyadesiyle üzmekteydi. Ok başlıklı yazıyı tam anlamı ile ezberledikten sonra ister istemez bu konu ile ilgili elinizde başka veya aynı üstadın devamı niteliğinde başka yazıların da bulunabileceği fikrine kapıldım. Öncelikle Sayın Tevfik Bey ile temasa geçmeyi denedim, kendisinin halen hayatta olup olmadığını dahi bilemeden. Bunun için başvurduğum kurum Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanlığı oldu. Ancak henüz kendilerinden bir yanıt alabilmiş değilim. Bir son umut olarak şimdi size yazıyorum. Bu havuzu dolduracak her damlaya ihtiyacım var. Ayıracağınız zaman için şimdiden teşekkür eder, başarılarınızın devamını dilerim.

Saygılarımla,

Soner Çeşmeci

* * *

31.08.2004

Azîzim Soner Beğ,

Giriştiğiniz bu meşakkatli işte Tanrı yardımcınız olsun.

1955 yılında kurularak neşriyâta başlayan Tercüman Gazetesi’nin ilk Yazı İşleri Müdürü olan Tevfik Beğ Hakka yürümüştür. Tanrı’nın rahmeti üzerine olsun.

Ok hakkındaki yazısında Tevfik Beğ, ok ve okçulukla ilgili olarak kütüphânelerimizde pek çok eser bulunduğundan bahisle bunların içinde en iyilerin ve Türkçe olanların adlarını sıralıyor, ancak maalesef kütüphâne adı vermiyor. Bu eserler şunlardır: Kavsnâme (Kavisnâme), Kavâid-i Resmî Risâlesi, Risâle-i Kavsiyye-Derbeyân-ı Tîrendâzân, Oknâme, Künh-ül Ahbâr, Telhîs-i resâil-i rümâd (Yazarı: Kahvecibaşı Mustafa Kânî Beğ)

1-Yukarıda adı geçen kitapların Topkapı Sarayı veyâ Nur-ı Osmaniye kütüphânelerinde bulunabileceğini sanıyoruz. Bâzı kütüphânelerin (meselâ Süleymâniye) az bir ücret karşılığında yazma eserlerin CeDesini meraklılarına sattıklarını duymaktayız. Bu kütüphâneler ile temâs kurarak böyle bir imkânın varlığı da araştırılabilinir.

2-Tevfik Beğ yazısında eski bir okçuluk ajanından bahsetmektedir. Adnan adlı bu şahsın soyadı bir yerde Eranos, bir başka yerde ise Evranos olarak yazılmıştır. Tefrikada Adnan Beğ’in bir de siyah-beyaz fotoğrafı neşredilmiştir. O zamanki baskı imkanları yüzünden pek güzel görülemeyen bu fotoğrafa göre Adnan Beğ, 1964 yılı civârında 35-40 yaşlarında olmalıdır. Kendisine âit elimizde başkaca bilgi yoktur. Sağ ise Tanrı’nın selâmeti, vefât etti ise rahmeti üzerine olsun.

3-Ok ile ilgili olarak bir de Fâzıl Özok adını hatırlamaktayız.

Bâhir Özok (1893-1959), ünlü okçu Tozkoparan’ın ahfâdından imiş. Sultan Abdülmecîd Efendi’nin okçuluk öğretmeni olarak sarayda görev almış. 1938 yılında Atatürk’ün huzûrunda yaptığı başarılı okçuluk gösterilerinden sonra, Atatürk tarafından Türkiye’de okçuluk sporunun geliştirilmesi için görevlendirilmiş. Oğlu Fâzıl Özok, Okçuluk Federasyonu başkanlarından olup muhtelif aralıklarla 1982 yılına kadar bu görevde bulunmuş. Sağ ise Tanrı’nın selâmeti, vefât etti ise rahmeti üzerine olsun.

4-1999 yılında, Osmanlı’nın 700üncü kuruluş yıldönümü münâsebetiyle, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı yayınlarından (veyâ Atatürk Kültür ve Araştırma Merkezi), müellifi Ünsal Yücel Beğ olan, “Türk Okçuluğu” adlı bir kitap neşredildiğini istihbâr ettik. Adresi “Gâzî Mustafa Kemâl Bulvarı, 133 nu., Maltepe 06570, Ankara” olan bu kuruluşun telefon numaraları ise şöyle: 0312 231 23 48 veyâ 0312 232 22 57... Kuruluşa faks ile 0312 232 43 21 nu.dan ulaşılabiliyor. Biz telefon ile kuruma ulaşarak “Kitap Satış Kısmı” ile görüştük. Kitabın varlığını te’yîd ettiler. Fiyatının 10 Milyon olduğunu bildirdikleri kitabın te’mîni için acele etmememizi, 4-5 hafta sonra (Ekim 2004 başında) Istanbul’da, Beylikdüzü’nde(?) açılacak kitap fuarında Atatürk Kültür Merkezi adlı satış yerinde kitabın bulunacağını ve fiyatının yüzde 50 indirimli olacağını söylediler.

Bilgilerinizi ricâ eder, biz de size saygılar sunarız.

Ayrıca erişeceğiniz merhaleleri tarafımıza da bildirmeniz mercu’dur.

Tonyukuk


06.08.2004

Merhaba,

Sitenizdeki okçuluk, ok ve yay yapımı ile bilgilerden dolayı teşekkürü borç bilirim. Okçuluk federasyonunun sitesinden çok daha geniş. Ok ve yay yapımı hakkında daha fazla bilgiye ihtiyacım var.

Bu konuda bana araştıracağım kaynak ve yazarlar hakkında bilgi verebilirseniz çok sevinirim.

Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Zekeriya Duman

* * *

31.08.2004

Azîzim Zekerîyâ Beğ,

Dağarcığımızdakileri yukarıda Soner Beğ’e verdiğimiz karşılıkta tükettik. Lûtfen o cevâbı kendinize de verilmiş gibi kabûl ediniz.

Elimize 1938 basımı, “Eski Türk Sporları” nâm bir kitap geçti. Bu kitabın konuklarımıza fayda sağlayacağına inandığımız bölümlerini tarayarak Otağ’ımıza asmak için çalışmalara başlamış bulunuyoruz (Bk.: http://www.tonyukuk.net/Ok1.htm ). Belki neşredilecek bilgiler, bu hayırlı işe emek sarfedenlere bir rehber olurlar.

Biz de size çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Tonyukuk


13.08.2004

Uzun yıllardır gurbette yaşıyorum. Bazı şeyleri dışarıdan görmenin daha kolay olduğu kanaatindeyim. Türk milletinin ve devletinin düştüğü durum, buradan bakıldığında daha net bir şekilde görülüyor: Nevyork post gazetesinin 10 haziran baskısında yayınlanan bir yazıdan bahsetmek istiyorum. Kısaca anlatacağım:

Ortadoğu uzmanı olan yazar beyimiz Irak sorununa çözüm önerisinde bulunuyor ve diyor ki; Irak’ı üçe bölelim. Kuzeyi Kürtlere Güneyi Şiilere bırakalım. Ortada da Sünniler kalsın.

Evet, buraya kadar normal... Beyefendi fikrini beyan ediyor ama iş burada bitmiyor. Uzman bey diyor ki; Bu ilk adım. Kürt devletini kuralım. Onlara denize ulaşacak bir yol verelim ve Sünnileri Şiilerle Kürtler arasında çürümeye bırakalım. Bu da ikinci adım... Tam “yeter ama!” diyecekken üçüncü adımda insanı dehşete düşüren bir öneride bulunuyor: “Fırsatları değerlendirip Avrupa’nın çizdiği sınırlar içerisinde kalan Kürtlere bağımsızlığını verip büyük Kürdistan’a ulaşmak da bizim uzun vadede planımız olmalı” diyor. İşin en iğrenç tarafı bu insan Avrupa’nın çizdiği sınırlar derken Türkiye, Suriye ve İran’ın adını kullanıyor.

Bize tarih derslerinde Türkiye’nin sınırlarının dedelerimizin kanıyla çizildiği öğretilmişti ama bir yerde atlama yaptık herhalde... Yazdığım cevaba henüz bir yanıt alamadım. Bu kadar duyarsız bir millet olacağımız aklıma hiç gelmemişti. Diğer Türk illerini birer birer verirken seyirci kaldık. Umarım bir gün aynı sonla karşılaşmayız. Bir gün zamanı gelince dönebileceğimiz bir Türkiye olur. Duyarsız insanların Avrupa masallarıyla uyutulduğu, vatana ihanetin bedelinin, mevkii ve mertebe olduğu, üç kuruş etmez insanların bakan, vekil, başkan olduğu bir ülkeyi herhalde ne büyük önder, ne de başbuğ hayal etmişti.

Tanrı Türk’ü korusun. Korunmaya gerçekten ihtiyacımız var.

Saygılarımla,

Tansel Soner Yalbuzdağ

* * *

31.08.2004

Azîzim Tansel Beğ,

Bunlar medya mensûbudurlar. Bunların yaban olanları kâmilen, Türkiye’li olanları ise genellikle ve çoğunlukla Türk düşmanı Türkiyeli’lerdir.

Elin gavurunun aleyhimizde ahkâm kesmesi gâyet tabiîdir. Mühîm olan bizim, bizdeki gavurcukları ne ideceğimizdir.

Biz de size saygılar sunarız.

Tonyukuk


20.08.2004

Selamun aleyküm cümleten...

Merhaba,

Ben Burakhan Aslan. Size geçen defa attığım maili cevaplandırdığınız için  teşekkür ederim. Eğer rahatsızlık olmazsa benim size birkaç sorum daha  olacaktır:

1)Bazı tarih kitaplarında Oğuz Kağan ile ilgili garip şeyler duydum.

Mesela milattan önce 2000 yılında Şam’a kadar gelip egemenlik süren ve Allah’ın hak dinine mensûb olan Oğuz Kağan diye bahsediliyor. Bunun gerçeklik payı nedir?

2)Bazı kitaplarda  Göktürk’lerin sonu ile ilgili garip şeyler anlatılıyor. Mesela Göktürk’ler Uygur’lara yenildikten sonra bugünkü adı Stankov olan dağlara kaçıp  oranın yerel halkıyla birleşmiş de buradan Moğollar çıkmış. Kısacası Göktürk’lerin  sonu ile ilgili kısa malumat verir misiniz? (Özellikle  Göktürk’ler iktidardan  düştükten sonra ne oldular bu konu hakkında)

3)Geçen defaki yazımda ağıt konusuna katılmadığınızı belirtmişsiniz. Bana  kalırsa  siz beni yanlış anladınız. Ben ağıt yakmanın kötü olduğunu söylemek istemedim. Sadece “biz ağıt yakmaktan başka ne yapabiliyoruz” dedim. Yani oralardaki Türklük aleyhine yürütülen kampanyalara karşı örgütlü direnişimiz var mı? Bunu  sordum.

4)Sizden Aliş’im ağıtı hakkında kısa bilgi istiyorum. Diğer ağıtları biliyorum da  Aliş’im ağıtı hakkında bilgim yok...

Hepiniz Allah’a emanet olun. Şunu unutmayın ki siz bize lazımsınız...

Saygılarımla,

Burakhan Aslan

* * *

31.08.2004

Azîzim Burakhan Beğ,

Bâzı kitaplarda okuduğunuzu söylediğiniz Oğuz Kağan ve Moğollar ile ilgili bilgilerin aslı astarı yoktur.

Bugün Mogolili’nde yaşayan yaklaşık 600 kişilik bir insan topluluğu kendilerinin Köktürk’lerin ahfâdı olduklarını söylemektedirler. Ama Köktürk’lerin (Türk’lerin) asıl kalın boyu olan Oğuz’lar, bugün Avrupa birliği denilen mezellet yuvasına kabûl edilebilmek için maskaralıklar, şaklabanlıklar yaparak vakit geçiren, Türk olmayan Türkiye’lileri seyretmekle meşgûldürler.

Türk illerinde, özellikle de Uygur’da bir takım teşkîlâtlanmaların olabildiğinin göstergesi vardır. Çinliler her yıl 1000 kadar Türk’ü îdâm etmektedirler. Ahlâken üstün vasıfları olan bu Türk’lerin îdâm edilme sebepleri, yüz kızartıcı bir takım suçlarının cezâlandırılması için değil, olsa olsa kurtuluş mücâdelelerine bizzat ve fiilen katılmalarının cezâlandırılması içindir.

Aliş’im ağıtının iki anlatımı vardır. Bunlardan birincisi ve yaygın olanı Bulgar Vilâyeti’nin Tuna’ya yakın bir kasabasında Aliş adlı bir arabacıyı seven ağa kızının ağıtıdır. Aliş kıza gönül verir, baba kızı Aliş’e vermez. Aliş kızı kaçırır. Kısa bir süre sonra bir gece arabasıyla Tuna üzerindeki bir köprüden geçerken köprü çöker ve Aliş Tuna’ya gark olur.

Bizim çevremizde ağıtın anlatılan hikâyesi de şöyledir: Bulgar Vilâyeti’nin Tuna’ya yakın bir kasabasında bir zeâmet ağası, ağanın da Aliş adında bir arabacısı vardır. Ağanın kızı Aliş’e gönül vermiş, bu iş de ağanın kulağına gitmiştir. Bu sırada Osmanlı ordusu Tuna boyunda bir mevkie sefere çıkmıştır. Zeâmet uygulamasının i’câbı ağanın orduya çeri vermesi gerekmektedir. Ağa kızının aşkını engellemek için bu çerilerin arasına Aliş’i de dâhil eder. Ordu sefere gider. Dönüşte Aliş yoktur. Tuna boyundaki süngüşte oyrun olmuş, Tuna’ya karışmış, mertebe-i ilâhîye ulaşmıştır. Kızın “Görmedin mi âh civân Aliş’imi, âh arslan Aliş’imi Tuna boyunda” diye çığırması, seferden dönen Osmanlı ordusunun neferlerinedir.

Biz de size saygılar sunarız.

Tonyukuk


 EYLÜL-2004

 YAZIŞMALAR