TONYUKUK'a gelen yazılar... ve
TONYUKUK'un karşılıkları...
KASIM-2002
(Yazılar geliş târîhlerine göre sıralanmışlardır.)
13.11.2002
Sitenizi yeni keşfettim. Gerçek Türk tarihine meraklı araştırmacı
kişilerin olması çok hoşuma gitti. Türk tarihi ile ilgili fikir alış-verişinde
her zaman bulunmak üzere görüşebilme umuduyla.
Saygılarımla,
Tonyukuk Renklikurt
*
* *
30.11.2002
Azîzim Tonyukuk Renklikurt Beğ,
Otağımız hakkındaki müsbet görüşleriniz için size teşekkür ederiz.
Dilediğinizde, bizimle temas kurmanız bize onur verecektir.
Biz de size saygılarımızı iletiriz.
Tonyukuk
15.11.2002
Benim canlarım, göz bebelerim!
Yazdığınız horyati için sag bolun.
Yuca Tanrı Beyuk Ulusumızı kendi hemayasında korusun.
Akmurat
* * *
30.11.2002
Azîzim Akmurat Beğ,
Galiba size karşı bizde bir alışkanlık peydâ oldu. Sizi çok
seviyoruz.
Yüce Tanrı Büyük (ve kendi) ulusunu gözetir ve korur.
Tonyukuk
22.10.2002
Sayın Tonyukuk Bey,
Nazal
n İstanbul Türkçesi dahil bütün ağızlarda kullanılırken neden yazıya
aktarılmamış. Aynı şekilde, kış kelimesi İstanbul Ağızı’nda bile gış diye
söylenirken, yazı diline neden kış olarak aktarılmıştır.
* * *
31.10.2002
Azîzim Erkan YEKE Beğ,
1-“Nazal”ın ne olduğunu anlayamadık. Böyle bir kelime var da hiç
yazılmıyor mu? Varsa anlamı nedir? Doğrusu bilemedik.
2-Kış kelimesinin Istanbul ağızında “Gış” diye kullanıldığını da
ilk kez sizden duyuyoruz. Ancak belki 1980den sonra varoşlarda bu hâle gelmiş
olabilir. Çok eski bir kelime olan “Kış”ın Istanbul ağızında hâlâ gerçek
söylenişini kaybetmemiş olması hem kelime için, hem de Istanbul ağızı için
birer başarıdır.
* * *
18.11.2002
Sayın TONYUKUK Bey,
Öncelikle sorumu yanıtladığınız için
teşekkür ederim. Fakat ortada sorumu doğru iletemememden kaynaklanan bir yanlış
anlaşılma var. Birincisi: Anadolu ağızlarında ve Istanbul ağızlarında bulunan
“NAZAL N” sesi ilgili. Belirttiğim gibi bütün Anadolu ağızlarında bulunan bu
ses (NAZAL N, genizden çıkan “N” sesi) yeni Türk alfabesinin kabul edilmesiyle
harf olarak şekillenmemiş alfabeye dahil edilmemiştir. Benim öğrenmek istediğim
ise bu sesin neden alfabemize alınmayışıdır.
İkincisi: ”KIŞ” kelimesinin İstanbul
ağzında “KIŞ” diye söylenmesi bir başarı değil kuralsızlıktır. Çünkü; Türk
dilinin tasnifinde Türkologların göz önünde bulundurduğu unsurlardan bir tanesi
de Türkçe’mizdeki “K” ve ”G” seslerinin değişimidir. Doğu ve Kuzey Türkçesi
kelimenin “K” li şekillerini söylerken (kök, kelmek v.b.), Batı Türkçesi
kelimenin “G” li şekillerini söyler (gök, gelmek v.b.) Bu bir kuraldır. Benim
öğrenmek istediğim Azeri Türkçesi ve Anadolu ağızları bu kurala uyarken yani
kelimenin “G” li şekillerini söylerken İstanbul ağızının bu kurala uymayışının
nedenidir.
Size tekrar teşekkürlerimi iletiyor
cevabınızı bekliyorum.
TANRI TÜRKÜ BİRLEŞTİRSİN VE
YÜCELTSİN......
ERKAN YEKE
* * *
30.11.2002
Azîzim Erkan YEKE Beğ,
Sizin sorunuzu doğru iletememenizden değil de bizim bilgisizliğimizden
kaynaklanan anlaşmazlık için sizden özür dileriz.
Okurlarımızın dikkatlerini dağıtmamak gâyesiyle bir önceki
yazışmamızın yanlış anlaşılan kısımlarını da yukarıda gösterdik.
Efendim, sanırız ki sizin “nazal n” dediğiniz ses, kâf-i nûn (kef-i
nûn) olsa gerektir. Lâtin alfabesine geçişte muhakkaktır ki zamânın
dilbilimcileri bu mes’eleyi enine boyuna incelemişlerdir. Artık bugün konu
hakkında tahmîn yürütmenin dışında başkaca bir seçeneğimiz görünmüyor. Belki
geçiş esnâsında bu gibi konuların kaydedildiği yerler vardır ve belki de
sebepler bu kayıtlarda mevcuttur, bilemiyoruz.
Sanıyoruz ki yeni alfabede bu ses lüzûmsuz görülmüş olmalıdır.
Bildiğiniz gibi eski harfli Türkçe eserlerin, bugünkü alfabeye
dönüştürülmesinde çevriyazı kullanılıyor. Yine bildiğiniz gibi gerek kâf-i nûn
ve gerekse Arapça ve Farsça sözcüklerin yazılımında kullanılması mecbûrî olan
Arap harfleri (se, sad, dat, tı, zı, ayn vbg.), çevriyazıda, bugünkü
harflerimize eklenen işâretçiklerle gösterilebiliyor.
Bizim kanaatimiz odur ki Lâtin kökenli bugünkü Türk alfabesi harf
sayısı bakımından Türkçe’yi ifâdeye yeterli olmakla birlikte, dilimizdeki bâzı
seslerin gösterilmesine de elverişli değildir. Bu olumsuzluğu, mevcut harflere
bâzı işâretler ekleyerek ortadan kaldırmak kâbildir.
”KIŞ” kelimesinin İstanbul ağzında “KIŞ”
diye söylenmesi bir başarı değil kuralsızlıktır görüşünüze maalesef
katılamıyoruz. Eğer burada bir kuralsızlık var ise bunun hangi kurala göre
olduğunu da belirtmek gerekecektir. Bizim bildiğimiz ana kural Türkçe’de kelime
başına G harfinin (sesinin) gelmediği yönündedir. İşte bu yüzden bir önceki
cevâbımızda kullandığımız, “Çok eski bir kelime olan “Kış”ın Istanbul
ağızında hâlâ gerçek söylenişini kaybetmemiş olması hem kelime için, hem de
Istanbul ağızı için birer başarıdır.” cümlesinin sebebi budur.
Hiç hoşlanmamamıza rağmen imlâ ile ifâde arasında maalesef
farklılıklar oluyor. Bir maçın merâk ettiğiniz sonucunu birisine sorduğunuzda
eğer o da bilmiyorsa, öğrenip sizi cevaplandırmak için size önce: “-bi dakka”
diyor, öğrendikten sonra da sonucu söylüyor: “iki-bir”. Dakîkadan vaz geçtik
ama bir sözcüğünün iki ifâdedeki farklılığını fark etmemek mümkün değildir. Biz
özel bir gayret göstermeden kulağımız hem bi hem bir söylemine zorlanmadan
alışıyor ve bizi de alıştırıyor. Buna karşılık akl-ı selîm, duyduğumuz bu aynı
anlamlı iki ayrı sesin de ancak bir türlü, yâni “bir” şeklinde yazılmasının
doğru olduğunu ihtâr ediyor.
Bu diğer sözcükler için de aynıdır. Kış, bâzı ağızlarda “Gış” diye
söyleniyorsa da yazıda kış olarak yazılmalıdır. Yoksa, dilimizin ayrı
ağızlarında başka başka söylenen aynı sözcükleri, yine başka başka harflerle
yazmak gerekir ki bu, dilde bir tefrika yaratır. Oysa dil bir ırkın en kuvvetli
yapışkanıdır.
Ve bu yapışkan, sizin “TANRI TÜRK’Ü
BİRLEŞTİRSİN VE YÜCELTSİN” dileğinizdeki “birleştirmek” fiilinin ta kendisidir.
Size selâm ve sevgilerimizi
gönderiyoruz.
Tonyukuk
28.11.2002
Sayın
Tonyukuk,
Artık
bekleyecek vakit kalmadı. Türk Budun’un bir an önce Ergenekon’dan çıkması gerekiyor.
Keşke bir Atatürk, bir Bilge Kagan, bir Kürşad gelse... Ama beklemektense
hepimiz birer Atatürk, Bilge Kagan, Kürşad olmalıyız. Türkçü düşünce eğer Türk
Budunu’nu yönetecekse bir an önce birleşmeli ve harekete geçmeliyiz. Çünkü şu
an Türk Budun’un üzerinde türlü oyunlar var ve artık kaybedecek zaman yok.
Tanrı
Türk’ünü koruyacaktır.
Mazhar ŞİRİNGÖZ
*
* *
30.11.2002
Azîzim Mazhar ŞİRİNGÖZ Beğ,
Sizi zaman zaman bunaltan karabasan bizi de bunaltıyor. “Türkçü düşünce eğer Türk Budunu’nu yönetecekse bir an önce
birleşmeli ve harekete geçmeliyiz.” sözünüzü, izninizle şöyle tekrarlamak
istiyoruz: Türkçü bir başbuğ eğer Türk Budunu’nu yönetecekse onu bir an önce
bulmak için birleşmeli ve harekete geçmeliyiz.
Ne
yazık ki Görklü Tanrı kendi ordu-bodununa Türk kanlı, Türkçü başbuğları ancak
yüz yılda bir gönderiyor. O bir gelse, o bir gelse, o bir gelse var ya, Kökböri
de yazıya iner, gidişler de başkalaşır.
Biraz
sabırlı olmalıyız, efendim.
Tonyukuk
29.11.2002
Sayın site
yetkilileri,
Ben Malatya
İli, Hekimhan İlçesine Bağlı İĞDİR köyü vatandaşıyım. İstanbul da
yaşıyorum.
Sitelerde
İĞDİR ile bilgi arar iken sitenizi gördüm.
Köyümüz
orijinal (bozulmamış) bir OĞUZ TÜRK'Ü köyü olup geleneklerine bağlıdır.
Köyümüzün okuma oranı yüksek olup ticareti pek beceremezler. Ancak işçisi ve
memuru (hele hele öğretmeni boldur).
Size bir
eleştirim olacak. Belki de haksızlık edeceğim size. Ancak bu site Türkiye'de
hazırlanıyor ise CEVAPLAMALARDA KULLANDIĞINIZ DİL BANA ÇOK DEĞİŞİK VE ABARTILI
GELDİ. Normal Türkiye Türkçesi ile cevaplarsanız, daha ciddi ve izlenilir
olacağınız kanısındayım.
Başarılar ve
selamlar.
Murat GÜRBÜZ
* * *
30.11.2002
Azîzim Murat GÜRBÜZ Beğ,
Bize yönelik tenkitleriniz için size
teşekkür ederiz. Lûtfen karşılıklarımız için bize darılmayınız. Çünkü bâzı
hallerde konuklarımız, verdiğimiz karşılıklarla “kendilerini küçümsediğimizi”
sanmakta ve hiç de hakkımız olmadığı hâlde bize gönül koymakta,
kırılmaktadırlar. Burada öncelik bize sorulanlara karşılık vermektir. Ama
sorulan sorularda var ise yanlış soruş şekillerini de düzeltmek ve diğer okurlarımıza da anlam bakımından yardımcı
olmak gerekebilmektedir. Ayrıca bize gelen yazılardaki söyleme, yazım vbg.
yanlışlara da temâs ederek, belki de kendi aklımızca yazarlarına bir hizmet
sunduğumuzu sanıyoruz. Durum uzaktan böyle görünüyor ise, bağışlana!...
Bu açıklamamızdan sonra öncelikle sizin
tenkitlerinize karşılık verelim:
“Ancak bu
site Türkiye'de hazırlanıyor ise cevaplamalarda kullandığınız dil bana çok
değişik ve abartılı geldi.” Cümlenizden şu anlam çıkabilir: “Bu site Türkiye
dışında hazırlanıyor ise kullanılan dil çok değişik ve abartılı değildir, ama
bu site Türkiye'de hazırlanıyor ise kullanılan dil çok değişik ve abartılıdır.”
Halbuki ve sanırız ki tenkît cümlenizin kuruluşunu şöyle düşünmüş olmalısınız:
“Bu site Türk’ler tarafından hazırlanıyor ise kullanılan dil çok değişik ve
abartılıdır.”
Azîzim GÜRBÜZ Beğ,
Lûtfen bundan
böyle bir nesnenin tenkîdinde tenkîd ettiğiniz hususlardan örnekler veriniz.
Örneksiz eleştiriler bir anlam ifâde etmezler. Bizim dilimizi düz ve yalın
bulanlar olduğu gibi, sizin gibi değişik ve abartılı bulanlar da olacaktır. Bu
görüşleri ifâde etmek bir eleştiri değil sâdece bir görüştür. Bu görüşler tabii
olarak saygı görürler. Ama siz bu görüşünüzü söylemeye “eleştiri” derseniz
yanlış bir iş yapmış olursunuz.
Atalarımız “Öğrenmenin yaşı yoktur.”
demişler. Şimdi biz de öğrenmek istiyoruz: “Normal Türkiye Türkçe’si” ne
demektir? Acaba bir de “Anormal Türkiye Türkçe’si” mi var?
Sevgili GÜRBÜZ Beğ,
Amacımız kesinlikle sizi kırmak, rencîde
etmek, küstürmek değildir. Ama yanlışları düzeltmek de şiârımızdır. Bu da
maalesef çok kolay olmuyor. Kullandığımız bu yazış tarzını, lûtfen bu zorluğun
bir azizliği olarak kabûl ediniz, efendim.
Biz de size
başarılar diler, selâm eder, yeni yazılarınızı bekleriz.
Tonyukuk