TONYUKUK'a gelen yazılar... ve
TONYUKUK'un karşılıkları...
EKİM-2002
(Yazılar geliş târîhlerine göre sıralanmışlardır.)
02.10.2002
İltike adı tamam
ama iki adı olmasını istiyoruz. Size daha önce de posta atmıştım. İkinci isim
için fikrinizi bekliyorum.
Türkçe Adlar adlı kitabı inceledik ama
karar veremiyoruz. Egemen Türkçe diye Egem de Türkçe zannettik. Nif ismi de
Yunanca imiş. Umay ise tanrıça imiş, doğru olur mu? Orhun yazıtlarının
Türkçe’sinde geçiyor.
Düşüncelerinizi bekliyorum.
Saygılar,
Ozan Mustafa Şenyiğit
* * *
02.10.2002
Azîzim Ozan Mustafa Şenyiğit Beğ,
Bize verdiğiniz görev çok ağır olmakla birlikte son derecede de onur vericidir.
Katun'un, İltike adının önüne bir ad daha koymak isterseniz bu Bengü olabilir.
Yâni “Bengü İltike”...
Aynı iltike adının ardına bir ad daha eklemek isterseniz bu da Begüm olabilir.
Yâni “İltike Begüm”...
Sizden istirhâmımız bu tavsiye ve tekliflerimize uymak zorunda olmadığınızı
bilmenizden ibârettir.
Eğer iş değişir ve bebek katun değil de beğ olursa ve eğer siz de Oğuz'un
Alayunt boyundan iseniz tasarladığınız “Alayunt Çakabey” adlarını birlikte
koymanız uygundur. Eğer sizin Alayunt boyu ile bir ilişkiniz yoksa yine ilk
tercih sizlere, yâni ana ve babaya âit olmak üzere beğin adı “Oğuz Çakabey”
veyâ “Çakın Çakabey” olabilir diye düşünmekteyiz.
Umay adı için, rahmetli Hüseyin Nâmık
Orkun Beğ'in Eski Türk Yazıtları adlı eserinde “Çocukları himâye eden ilâhe”
denilmektedir. Otağımız yazarı da olan Erk Beğ'in bu konudaki görüşü ise
şöyledir:
“Türk'lerde Tanrı tektir ve Tanrı'nın
dişisi de “ilâhe veyâ tanrıça” yoktur. Albız veyâ Yek nasıl ki kötülük meleği
olan Şeytan'ın adı ise Umay da olsa olsa bir iyilik meleğinin adıdır. Biz
derlemede Orkun Beğ'in bu sözcük için kullandığı karşılığı, rahmetlinin
hâtırâsına saygısızlık olmasın diye değiştirmedik.”
Durumu bilgilerinize sunarken Sizi tebrîk eder, en samîmî duygularla “hayırlısı olsun, Allah analı
babalı büyütsün, vatanına, milletine, âilesine hayırlı bir bala olsun”
dileklerimizi iletiriz.
Saygılarımızla,
Tonyukuk
17.10.2002
Merhaba gönül dostlarım,
Adım Tevfik, 45 yaşındayım. İzmir’de bir fabrikada elektrik mühendisiyim. Asıl
yazışma mail adresim bu değil ama tonyukuk isimli bu adresimden size yazmayı
daha anlamlı buldum.
Gönlümdeki parti MHP dir amma , parti veya zaman üstü bir Türk milliyetçisi ve
Türkçe hastası olduğumu söylemeliyim.
Rahmetli İ. YUSUF ALPTEKIN Bey'in Esir Doğu Türkistan isimli
kitabını, göçte yaşanan çileleri -Çin su rinlari, sin si sey leri -seneler
evvel okudum.
Bir burukluğumu sizlerle paylaşmak istiyorum:
Geçen hafta birkaç günlüğüne Istanbul’a gitmiştim. Çevreyi dolaşırken
Sultanahmet’de hemen cami duvarı
bitişiğinde küçücük bir “İsa Yusuf Alptekin” parkı ve ona bitişik bir Türkistan
lokantası olduğunu gördüm.
Büyük bir heyecanla, hem Türkistan müziği eşliğinde yemek yer ve hem de lokanta
işletmecileri ve
çalışanları ile özel sohbet ederim, hem de Türkiye’de maalesef kurum
tutmuş ciğerlerimize, biraz da farklı bir Türk havası çekeriz umuduyla
yanımdaki arkadaşımı da ikna ederek lokantaya girdik.
Yaşadıklarım ve gördüklerim tam bir hüsrandı. Gûyâ Türkistan havasını
çağrıştıran lokanta dekorunu bir
yana bırakırsanız Türklük namına bir şey görmedim, duymadım diyebilirim.
(Fiyatların fahiş olması bile o kadar önemli değildi). Düşüncelerimi
paylaşacağım tarzda bir kişiye rastlamadığım gibi bir Türkistan müziği de
işitmedim.
Yanımdaki arkadaşımın alaycı takılmalarını da sineye çekmek zorunda kaldım
elbette.
Benzer bir hüsranı İzmir-Kemalpaşa’daki Türkistan Çiftliğinde de 7-8 yıl
önce yaşamıştım. Bırakınız
kendiliklerinden Türkistan müziği çalmayı, benim ikazim uzerine bile -kendileri
bundan hoşlanıyor,
müşteriler bunu tercih ediyor- gibi daha ayıp açıklamalarla dinlemekte
oldukları Tarkan'ı bile
değiştirmemişlerdi.
Biz hep böyle sanal ortamlarda mı muhatap bulacağız ve dertleşeceğiz.
İçten selam ve saygılarımla...
*
* *
31.10.2002
Azîzim Tevfik Beğ,
1993 yılının Mart ayının 21inci günü Antalya’da toplanan 1inci Türk
Devlet ve Toplulukları Kurultayı’nın merkez üssü Belek beldesi idi. Biz de bu
kurultayın dâvetlileri arasında idik.
Belek beldesine vardığımızda bizi konuk edecekleri otellerin (galiba
beş otel idi) azameti karşısında şaşırayazmıştık. Ancak bunların adları da (ki
artık hatırlayamıyoruz) bir tuhaftı. Sanki Yunan mitolojisindeki uydurma
tanrıların adlarıyla, ya da o adlara benzer bir takım adlarla anılıyorlardı.
İlk gün konuklara kurultayın programı dağıtıldı.
Açılış toplantısı, filan gün, filan saatte sokrates salonunda,
Filan komisyon, filan gün, falan saatte hipokrat amfisinde,
Filan, filan Zeus hipodromunda...
Filan Akvarius siviming pulunda,
* * *
Ertesi gün otelin müdürünü aradık ve bulduk. Mâlûm nezâket
sözlerinden sonra kendisine şu soruyu yönelttik:
-Otelinizin Napolyon salonu ne tarafta?
Otel müdürü (biraz şaşkın):
–Efendim otelimizde böyle bir salon yok ki...
-Nasıl olur müdür bey? Eğer yaptığınız bu saygısız unutkanlık
Napolyon Hazretleri’nin kulağına giderse sonuç hem sizin, hem de Türkeli’nin
felâketi olabilir?
Müdür (büsbütün şaşkın):
-Efendim bu Napolyon Hazretleri hangi Türk topluluğundan? Acaba
hangi sivitte kalıyorlar?
* * *
Böyle hâllerde insanın biraz aklı karışıyor. Bu kurultaya katılan Türk
devlet ve topluluklarından gelmiş soydaşlarımızın gerek buradaki otellerin,
gerekse otellerin içindeki bölmelerin adlarını duyduklarında, Batı Türkeli
Türkleri, yâni bizler için neler düşündüklerini çok merak etmişizdir. Ancak...
* * *
Kurultayda biz de epeyce şaşırmıştık. Komünist rejimin henüz
çökmediği târîhlerde gittiğimiz, meselâ Özbekeli’nde yaşayan Türkler’le birinci
günde, Azareli’nde yaşayan Türkler’le üçüncü saatte Türkçe danışabiliyorduk.
Oysa bu kurultaya gelen ve çoğu da zümre-i ulemâdan olan zevat, bildirililerini
neden Rusça okuyarak sunuyorlardı?
* * *
Bu kurultayların 9uncusu 2001 yılında Istanbul’da yapıldı.
Oysa bu kurultaya da gelen ve çoğu da zümre-i ulemâdan olan zevat,
bildirililerini hâlâ Rusça okuyarak sunuyorlardı?
* * *
Antalya’nın Kemer beldesinde bir otel var. Adı Antalya’daki diğer
oteller gibi ve pek de tabii olarak! Türkçe değil. Mirageparkresort (lûtfen
yazdığımız gibi okuyunuz). Otel içindeki bütün bölmeler ve bölmeler içindeki
bütün nesneler ne Türk, ne de Türkçe... Ama bu otelin bir özelliği var: Sâhibi
1950li yıllarda, Ankara Türk Ocağı mensûblarından...
* * *
Asıl, İzmir-Kemalpaşa’daki Türkistan Çiftliği’nde 7-8 yıl önce
yaşamış olduğunuz hâdiseye çok üzüldük. Çiftlik sâhibi olan Şirzât Beğ ve yakın
akrabâları dostlarımızdır. Durumu kendilerine bizzat bildireceğiz.
* * *
Azîzim Tevfik Beğ,
Bu bizim şansımız mı, yazımız mı, bilmiyoruz... Şâir’in dediği gibi
“kimden kime şekvâ idelim biz de şaşırdık.”
* * *
Tanrı’m,
Yetti artık! Bize bir Atatürk daha gönder... Onu bize lâyık
bulmuyorsan hiç değilse bir Aksak Temür gönder... Ya da bu bodun senin emânetin
ise, al be Tanrı’m emânetini...
YA DA BODUNUNU KORU!..
Tonyukuk
18.10.2002
Sevgili soydaşlar!
Bana gönderdiğin sargıt (mektub) için sağ bol. Yene habarlaşıp
durarız.
Akmurat
* * *
31.10.2002
Azîzim Akmurat Beğ,
İki satır yazınız bile içimizi ısıtıyor. Siz de sağ bolunguz.
Bu horyat da bizim size armağanımız bolsung:
* * *
Akmır at
Bu yazıdan yıllar var
Akır ırmak akmır at
Kuday senin yazınga
Kop yaş yazsın Akmurat
* * *
Tonyukuk
18.10.2002
Çok sevgili
dostum,
"Çınar"
sözcüğü için demek ki kaynaklardan TDK'nun verileri doğru imiş,
diğerlerinki ise yanlış...
Mevlâna. Her
çağın bir modası olduğu gibi, her çağda bir dil "moda"dır. Yani,
"geçici süs"... Ama inanın, şu karma evliliklerin ürünleri
yüzünden neyin/kimin Türk olup olmadığı konusunda kafam karışmıyor değil...
Adım. Evet, ne yazık ki... zaten Arap kökenli ya... Soyadım için
harflerim biraz farklı, kim bilir ne yazmışım (?); ama yazdıklarımı aktarmama
olanağım yok... Fakat irht için
çok mutlu oldum; elimdeki Hüseyin Namık Orkun beyefendinin 1986
A.K.D.T.Y.K. basımlı eserine göre yazmış idim zaten.
Alfabe için
kesinlikle size katılıyorum. Japonlar kendi kültürlerin bu sayede korumadılar
mı? Bir an evvel GERÇEK MİLLÎ EĞİTİM'e geçmek şart, ki ne şart! - ama bu karar
benim elimde değil ki!
İskân. Evet, duymuş okumuş idim bir yerlerde, bugünkü
Sırbistan topraklarına Konya, Karaman ve Ankara'dan Türklerin gönderildiğini;
demek Bg'na da aynı topraklar (toprak, benim, büyük çapta "hemşehri"
anlamında kullandığım sözcük) gönderilmiş...
Büyük
olasılıkla Kuman değil bunlar demek... Peçenek (?) filân olsa gerek...
Bizimkiler
çok barışçıl oldukları için kan davası olayı yok, hatta mecburî bir
gönderme olduğundan da emin değilim; kendileri gitmiş olabilirler; fakat
çiftçilik ve hayvancılıkla uğraştıkları doğrudur.
Tımar. Dedeler birkaç tane olur ya... Samsunlu oldukları söylenen,
babamın anne tarafından dedeleridir. Elimdeki bilgiler çok kıt, maalesef, ama
bunların çocukları hakkındakini aynen aktarıyorum: "Baba Ferhat Razgrad'da
muhtardır. Eşi Necibe'ye göre, 93 Harbinde Türkler çok ezilir ve
Türkiye'ye göç ederler. Oğul Ferhat ise bir bakır dükkanı sahibidir. Fabrikadan
bakır eşya alıp satar. En büyük arzusu, çocuklarını ana vatana götürmek. Ne
yazık ki, tüm isteğine rağmen, bunu gerçekleştiremez. Bulgarlarla Türkler o
zamana dek dost olmalarına mukabil, savaştan sonra Türkler baskıya maruz
kalırlar. Ülser hastası oğul Ferhat, 52 yaşında vefat eder. Bilâhare,
ellerinden her şeyi alan komünistler yüzünden ailece yoksulluğa mahkûm edilen
kızı Kadriye üzüntüden kanserden, irsî bir hastalığa yakalanan oğlu Murat
ise aynı yaşta ülserden vefat ederler..."
Babamın baba
tarafına dair: "Baba Mustafa Madara ve Külefça'da büyük toprak sahibidir.
Oğlu Hüseyin askerlikte nalbantlık mesleğini öğrenir ve Yeni Pazar'da ailece bu
mesleği icra etmeye başlar. Balkan Harbinde büyük kahramanlıklar gösterip
yaralanan Hüseyin, Çar Boris'in yâverinin şahsen kentte gelip kendisine verdiği
liyakat madalyasını reddeder. Beyaz tenli, mavi (çekik) gözlü olan Hüseyin çok
yakışıklı ve yavuz bir erkektir. Yeni iktidarın yeni ve çok katı yasalarına
rağmen, son gününe dek tam bir Osmanlı erkeği gibi giyinip kuşanır. Esmer tenli
eşi Ayşe, felç olup, ömrünün son 7 yılını yatalak geçirir. Esmer tenli, yeşil
gözlü oğulları İsmail'in eşi, yukarıda söz konusu olan Kadriye Hanımdır. Bir
lokanta sahibi olan İsmail, herkese ödünç para verip bunları geri
alamadığından, pek kazanç sağlayamaz. Zaten Ruslar gelip tüm mallarına el
koyarlar."
Annemin
baba tarafından dedeler: "Gradişte/Şumnu'da büyük toprak
sahibidirler. Bilinen en eski isimler: Mehmet ile Emine = Talip..." ve
anne tarafından: "Gradişte/Şumnu'da toprak sahibidirler. Bilinen en eski
isimler: Mehmet ile Mümine = Hüsmen..."
Son ailenin
toprakları hâlâ oradaki Bg, 70'lik Kiro amca tarafınca kendi yararına
işletilmekte. Yani, elindeki tapu/parsel gibi bilgiler mevcuttur, ama
genel olarak maalesef, yok denecek kadar az bilgiler bunlar, sevgili dostum;
bir ipucu niteliğinde olabilirler mi?... Tabiî, birkaç resim de var
elimde; ama bunlar asrın başından kalma yadigârlar nerede ise; yani, yeni
sayılırlar...
Türklüğümün
bilincine vardığım ilk andan beri beni yakından ilgilendiren bu meseleyi
çözmeme yardım eder iseniz, dünyanın en mutlu insanı olurum, sanırım. (Gerçi,
Türklükten mahrum bazı mahlûklar: "Neyine lâzım; ya hoşlanmadığın bir şey
çıkar ise, ya Rum asıllı olduğun anlaşılır ise?..." vs.
türünden saçmalıklarla beni çileden çıkarıyorlar ise de, ben
-öyle olmasam da- çekik ve de mavi gözlü, hele Türklüğe tapan hiçbir
Rum görmedim, duymadım!...)
Sevgili
dostum, Tengri sizden razı olsun; sizi tanıdığım için çok mutluyum!
Haberlerinizi
dört gözle bekler, esen ve huzur dolu günler dilerim, efendim.
Bizlerden
sonra da Kök Tengri aziz milletimizi koruyup, yüceltsin!
Daimi
sevgilerimle,
S. Kanat
* * *
31.10.2002
Azîzim Kanat Katun,
Şecerenizle ilgili olarak bize bildirdiğiniz veriler o kadar sathî ki
bunlardan bir sonuç çıkarmak hemen hemen imkânsız. Bununla birlikte verdiğiniz
bilgileri burada yayınlıyoruz. Ümidimiz odur ki bu verileri okuyan
kardeşlerimizin bâzıları bize, dolayısıyla size yardımcı olabilirler.
Size, konu hakkında bildiklerinizi, bildiğiniz kelimeleri, özel kişi
ve yer adlarını www.google.com adlı
bulgucuda aramanızı sağlık vereceğiz. Ayrıca www.sahaf-turkuaz.com kavşıtına da
bakmanızda yarar var. Burada (bozuk bir Türkçe ile de olsa) “Aile şeceresini merak edenler, dedeleri hakkında araştırma
yapılmasını isteyenler binlerce mezartaşı fotoğrafı arşivine ve İstanbul
mezarlıkları konusunda müseccel uzmanlarına sahip” kişilerce araştırma
yapılabilirliği savunulmaktadır. Bunlardan başka Kültür Bakanlığı yayınları
arasında Bulgareli ve Bulgareli’li Türkler ile ilgili kitaplar bulunmaktadır.
Size bâzı
mahlûkâtın söylediği: “Neyine lâzım; ya hoşlanmadığın bir şey çıkar ise, ya Rum
asıllı olduğun anlaşılır ise?...” vb. gibi zırvalara aldırmayınız. Onlara
“Demek siz özünüzü araştırdınız ve hoşlanmadığınız bir şey ile karşılaştınız
ki, beni caydırmaya çalışıyorsunuz. Sâhi, sizin kendi özünüzü araştırmanızın
sonunda sizi rahatsız eden gerçek ne idi?” diye sorunuz; susarlar.
Ulu
ceddimizin her biri bir töre maddesi, bir anayasa maddesi olan atasözlerinden
birisi, bildiğiniz gibi “İt ürür, kervan yürür” sabıdır. Evet, itler
ürüyecektir, ama kervan da yürüyecektir. Bunun başkaca yolu yoktur.
Tanrı
Türk’ünü bî-şekk ü şübhe korur.
21.10.2002
Selamlar,
Önerilerimle ilgilendiğiniz için teşekkürler.
Bu sıralar www.ocal.net’in sayın
hocamız Dr. Hakkı Öcal tarafından kapatılması üzüntüsü içinde olduğumdan size
bu maili birkaç gün geç iletebiliyorum.
Cevabınızda ceviz.net’in sahibi benmişim gibi bir anlaşılma
olduğunu görüyorum. Burada (varsa) yanlışlığı düzeltmek isterim.
www.ceviz.net bir
arkadaşımız tarafından Türkler arasında bilgi paylaşımını sağlamak amacıyla
kurulmuştur. Sitemizde bir çok Türkçe yazı tipi, web programlama bulunmakta,
ayrıca Sayın Hocamızın www.ocal.net’i
kapatmasından sonra gerekli görülen Türkçe Bilişim Forumu eksikliğini gidermek için
Programlama, Windows ,Donanım, Unix, Linux, GNU gibi bölümlerde sitemize
eklenmiştir.
Sitenin tamamı Türk insanının kolayca yeni teknolojileri kavraması
ve uygulamaya koyarak üretim yapması mantığıyla hazırlanmıştır. Bu yüzden
soracağınız her tür teknik soruya ben ve arkadaşlarım her zaman açığızdır.
Ben de bu site için PHP web programlama dili hakkında yazı yazan
biriyim.
Saygılar
Ali ABAKAN
*
* *
31.10.2002
Azîzim Ali ABAKAN Beğ,
Yardım teklifleriniz için size teşekkürlerimizi göndeririz. Sizler gibi
bilgisayar bilgelerinin otağımızda konuk edilmeleri bize onur ve mutluluk
vermektedir.
Başarısından emîn olduğumuz çalışmalarınızın devâmını diler, sizi
gönülden selâmlarız, efendim.
Saygılarımızla,
Tonyukuk
22.10.2002
Sayın Tonyukuk Bey,
Sizi böyle bir
site hazırladığınız için tebrik ederim. Benim sizin bilginiz ışığında bir sorum
olacak. Nazal n İstanbul Türkçesi dahil bütün ağızlarda kullanılırken neden
yazıya aktarılmamış. Aynı şekilde, kış kelimesi İstanbul Ağızı’nda bile gış
diye söylenirken, yazı diline neden kış olarak aktarılmıştır. Aynı durum
övünmek sözcüğünde de görülmekte. Yazılışı öğünmek olan bu sözcük söyleyişte
övünmek olarak kullanılıyor. Bu konuda bana yardımcı olursanız sevinirim. Bu
konuyla ilgili kaynak kitap önerinizi bekliyorum. Saygılarımla,
TANRI TÜRK'Ü BİRLEŞTİRSİN VE
YÜCELTSİN.
Erkan YEKE
* * *
31.10.2002
Azîzim Erkan YEKE Beğ,
Tebrikleriniz için size teşekkür ederiz.
Bize yönelttiniz sorularınıza gelince,
1-“Nazal”ın ne olduğunu anlayamadık. Böyle bir kelime var da hiç
yazılmıyor mu? Varsa anlamı nedir? Doğrusu bilemedik.
2-Kış kelimesinin Istanbul ağızında “Gış” diye kullanıldığını da ilk
kez sizden duyuyoruz. Ancak belki 1980den sonra varoşlarda bu hâle gelmiş
olabilir. Çok eski bir kelime olan “Kış”ın Istanbul ağızında hâlâ gerçek
söylenişini kaybetmemiş olması hem kelime için, hem de Istanbul ağızı için
birer başarıdır.
3-“Öğünmek” sizin de yazdığınız gibi yazılır. Bâzı ağızlarda
“övünmek” diye yazılmasına karşılık yine
“övünmek” ya da “öğünmek” diye; “öğünmek” diye yazılmasına karşılık yine
“öğünmek” ya da “övünmek” diye söylenebiliyor. Bu tamâmiyle bir ağız
mes’elesidir. Bize göre bir kelimenin söylenişinden ziyâde imlâsı önemlidir.
“TANRI TÜRK'Ü BİRLEŞTİRSİN VE YÜCELTSİN”
dilek ve yakarışınıza biz de bütün benliğimizle katılıyoruz.
Saygılarımızla,
Tonyukuk