TONYUKUK'a gelen yazılar... ve TONYUKUK'un karşılıkları...

MAYIS-2002

(Yazılar geliş târîhlerine göre sıralanmışlardır.)


01.05.2002

Sevgili Tonyukuk,
Turgay Kürüm ile aranızda runik yazıyla ilgili bir tartışma geçmişti uzunca bir süre önce. Sizin bu tartışmada Türkler'in “köpek” yerine “it” dediğini dolayısıyla Turgay Kürüm'ün okuduğunu iddia ettiği runik yazının zorlama nedeniyle böyle anlamsız sonuçlar ortaya çıkardığını ileri sürmüştünüz.
Sanırım “Copek” ya da “Köpek” kelimesinin Macarca “av köpeği” anlamına kullanıldığından haberiniz yok. Etimolojik açıdan bakıldığında da bu kelimeye çok rahatlıkla Türkçe diyebiliriz.
Zaten o kadar fazla Farsça olduğu iddia edilen ama etimolojik olarak Türkçeliği ispat edilebilecek kelime var ki... Ama Macarca da “köpek” kelimesinin varlığı bu konunun tartışılmasını bile anlamsız kılıyor. Adı geçen runik yazının bulunduğu kayadaki resime bakıldığındaysa Turgay Bey'in haklı olabileceği ihtimali kuvvetleniyor. Ancak ne yazık ki runik yazı konusunda detaylı bilgim yok.
Turgay Bey'in bu işi akademik olarak yapmaması onun doğru söylemediği anlamına gelmez. Akademik bilgilerin çoğu batılı uzmanlar tarafından yazılan, çoğu zaman çarptırılan (özellikle dil ve uygarlık konularında) ve Türkiye'deki bilimsel çevrelerce onlardan öğrendiklerinin tekrarlanmasından ibarettir. Örneğin bugünkü uygarlıkların temelinde bulunan Sümer sizce hakkettiği yeri bulabiliyor mu batının uygarlık tarihinde? Bulamıyorsa neden? Cevabı aslında çok basit....
Sevgi ve Saygılarımla...

Okan Baskan

* * *

08.05.2002

Sayın Okan Başkan,

03.01.2001 târîhinde bir okurumuz ile vâkî yazışmamızda Sayın Turgay Kürüm Beğ’e âit olmayan bir görüşü sehven bu okurumuza bildirmek hatâsında bulunmuştuk. Bkz.: Ocak 2001 yazışmaları...

03.04.2001 târîhinde bir başka okurumuz bize Mojbro yazıtındaki yazının Türkçe

gopek yik op ke kelkic ikin ekgok goksupek desinkic

şeklinde okunduğunu, bunun bugünkü İngilizce’ye çevirisinin de

her iki köpek iyi saldırabilir böylece korkan gökyüzü-ruh onların cesurluğunu kabul eder

olduğunu bildirdi.

Biz bu okurumuza bu yazı içinde birkaç Türkçe kelime bulunduğunu, ancak gopek kelimesinin Türk harfleriyle bildirildiği şekilde yazılamıyacağını anlattık.

Aslında okurumuzun bize bildirdiği okunuştaki “ekgok goksupek” ile Sayın Kürüm’ün okuyuşundaki “ekgök göksüpek” dışında okuyuşlar arasında bir başka fark yoktu. Belki de bu fark okurumuzun bir Türkçe klavye kullanamamasından kaynaklanıyor idi.

Oysa ki bu cümlenin bugünkü Türkçe’ye çevirisini Sayın Kürüm, okurumuzun çevirisinden farklı yapmakta idi:

köpek iyi hücuma kalksın -saldırsın- ikisine de “ekgök” gözüpek desin

Biz bu okurumuz için bize gönderdiği metindeki kelimelerin analizini yapmaktan ileri gitmedik. Kaldı ki metinlerin (birebir) çevirisi hakkında bir fikir beyânında da bulunmadık. (Bkz.: Nisan 2001 yazışmaları...)

11.04.2001 târîhinde Sayın Kürüm’den aldığımız yazıda, 03.01.2001 târîhli okuyucu mektubunu cevaplarken kendilerine âit olduğunu söylediğimiz görüşlerle bir ilgisinin bulunmadığını bize bildirildi. Biz de bu konuda hâfızamıza güvenerek ve makâlesini yeniden okumadan okuyucumuzu cevaplandırdığımız için yanlış beyânda bulunduğumuzu belirttik ve kendilerinden özür diledik. Sayın Kürüm ile olan bu yazışmamızda ne Mojbro yazıtının tercümesi konusuna ne de köpek kelimesinin Türkçe olup olmadığına değinilmedi. (Bkz.: Nisan 2001 yazışmaları)

06.09.2001 târîhinde sizden, hiç de nâzik olmayan ve yazışma âdâbına uygun bulunmayan bir yazı aldık. Siz bu yazınızda, yukarıdaki yazınızda da olduğu gibi köpek kelimesinin Türkçe olduğundan bahsetmekte idiniz.

Bu kelimenin Türkçe olabilirlik ihtimâlini zedeleyen hususları, o yazınıza, maalesef sizin uslûbunuzla ve o târîhte elimizde olmayan sebeplerle gecikerek verdiğimiz cevapta bildirdik. Bu cevâbımızı okuduğunuz taktirde yukarıdaki yazınızın fuzûlen yazılmış olduğunu farkedeceksinizdir. (Bkz.: Eylül 2001 yazışmaları) Ancak yukarıdaki yazıda bu kelime ile ilgili olarak Sayın Kürüm ile tartıştığımızı! belirtmektesiniz. Biz Sayın Kürüm ile ne köpek kelimesi için ne de İskandinav yazıtlarının tercümelerinin doğruluğu için hiç yazışmadık. Sayın Kürüm’ün okuduğunu iddiâ ettiği runik yazının, zorlama nedeniyle anlamsız sonuçlar verdiğini de hiçbir zaman söylemedik. Yalnız, 03.04.2001 târîhli okur mektubuna verdiğimiz cevabın sonunda “Aynı mantık, yakıştırma, benzetme ve uydurmalarla okunup tercüme edilen Kylver ve Istaby taşlarında da pek çok yanlış bulunmaktadır.” görüşümüzü beyân ettik.

Sayın Başkan,

“Sanırım “Copek” ya da “Köpek” kelimesinin Macarca “av köpeği” anlamına kullanıldığından haberiniz yok.” cümleniz yine amacını aşan bir mânâ taşımaktadır. Seviyeli bir yazışmada bu cümle en azından ve nezâketen “Bildiğiniz gibi “Copek” ya da “Köpek” kelimesi Macarca “av köpeği” anlamına kullanılmaktadır.” şeklinde yazılmalıdır.

Macar dilinde var olan bir kelimenin, aynı söyleniş ve mânâ ile Türkçe’de de bulunması size göre o kelimenin Türkçe olması için yeterli olmalı... Zîrâ “Macarca’da “köpek” kelimesinin varlığı bu konunun (bu kelimenin Türkçe olup olmadığının) tartışılmasını bile anlamsız kılıyor.” demektesiniz. Yâni size göre faraza Macar dilinde içine su konan kap anlamında bir ‘testi’ kelimesi bulunsa, ve dahî ‘testi’  Türkçe’de de aynı imlâ ile yazılıp aynı anlamı karşılasa... ‘testi’ Türkçe bir kelime mi olur?

“Turgay Bey'in bu işi akademik olarak yapmaması onun doğru söylemediği anlamına gelmez.” görüşünüze tamâmen iştirâk ediyoruz. Zâten bizim de bu istikâmette en ufak bir serzenişimiz ve îmâmız dahî bulunmamaktadır.

Sizden ricâmız, lûtfen Eylül 2001 yazışmaları içinde size hitâben yazılmış cevâbî yazımızı okumanız ve mümkünse o yazımızın sonunda size sorduğumuz iki basit soruyu cevaplandırmanızdır.

Sabırla koruk helva olur.

Saygılar,

Tonyukuk


06.05.2002

Sayın Tonyukuk,

Yazışmalarınızı okudum. Çok hoşuma gitti. Ben şu anda bir konu hakkında bilgi toplamak istiyorum. bundan dolayı, daha önce yazıştığınız bir kişinin mail adresini bana verebilirseniz çok sevinirim. Bu zatın adı: Mustafa Cem Davaslıgil’dir.
Başarılar

Asigüvercin

* * *

07.05.2002

Azîzim Asigüvercin,
Mektubunuzu sayın M. Cem Davaslıgil Beğ'e ilettik.
En kısa zamanda sizinle temâs kuracağını umut ve zannederiz.
Saygılarımızla,
Tonyukuk


15.05.2002

Değerli arkadaşlar,

Sevgili Türkiye Türkleri,

Bizler, Azerbayсan Türkleri, yıllardır elleri prangalı, gözleri yaşlı, kalbi dertli bir millet olarak yaşadık. Her şeyimizi çaldılar; kimliğimizi, dilimizi, dinimizi, topraklarımızı... Anсak yıkılmadık, damarlarımızda dolaşan o muhteşem kan bize güç verdi ve çok geç de olsa, Kafkasya’da yeni bir Türk devleti doğdu: Azerbayсan Respublikası! Üç renkli bayrağın tebessümle Vatan semalarında yeniden dalgalandığını görüp, ruhlandık, şahlandık... Artık ağrılı, aсılı günleri arkada bıraktığımızı zannetmiştik...

Heyhat... Su uyar, düşmen uyumaz... Asırlar boyu kapımızda kölelik yapan, soframızın kırıntılarıyla yaşayan Ermeniler yeni bir ihanet gerçekleştirdiler. Genç, hatta körpe Azerbaycan Respublikasının yoluna dikenler döktüler.  Aslında bu ihanet bize karşı değil, onların kendilerine karşıydı... «Medeni dünya» tarafından her türlü yardımı alan şu talihsiz milletin bizlere yapmadığı kötülük kalmadı: Ülke topraklarının %20’si işgale maruz kalmış durumda. Elli bine yakın şehit, on binlerce sakat, bir milyon göçmen, milyonlarca mağdur... Halen Ermeni esirliğinde olan yüzlerce Azerbaycan Türkü kurtuluş gününü bekliyor...

Şimdiki Ermenistan topraklarının eski Azerbaycan-Türk yurdu olduğunu kime anlatabiliriz ki? Hatta Ermenistan’ın başkenti Erivanın eski bir Türk-İslam şehri olduğuna kim inanır ki?  Yüz binlerce Türkün soykırıma maruz kaldığına kim kulak verir ki? Sözde «Ermeni soykırımı»nın Ermeni rüyalarının bir ürünü olduğunu kim biliyor ki?

Dünkü yanlışlıklarımızdan ciddi ders almalıyız. Dünya, Ermeniler tarafından Türklere karşı yapılan mezalimi bilmeli, onu durdurmalıdır. Bu ise ancak bizim ciddi gayretlerimiz sonucunda gerçekleşebilir.

Şimdi Anadolu Türklerinin yardımına ihtiyacımız büyüktür. Tıpkı, 1918 senesinde olduğu gibi. 1918 senesinde Azerbaycan Türklerine yapılan katliamı 1130 şehit vererek Nuri Paşa komutanlığındaki Türk Ordusu durdurdu... Bizler bunu unutmadık ve Anadolu Türkünün şu vefasını kıyamete kadar kalbimizde hazin bir hatıra olarak koruyacağız...

Bizler, Azerbaycan Türkleri Türkiye’yi ve Türk Halkını canımızdan çok seviyoruz. Başarılarınız gururumuzdur. Sevinciniz sevincimiz, üzüntünüz üzüntümüzdür. Bir milletin iki devleti arasında kardeşliğin dünya durdukça var olacağına kanaatimiz tamdır !

Değerli arkadaşlar,

Sizi, http://www.azerigenocide.org/genocidecampaign.htm ve http://www.azerigenocide.org adresindeki kampanyaya katılmaya davet ediyoruz. Kampanyadan amaç dünya kamuoyunun dikkatini Ermeniler tarafından yıllar boyu Azerbaycan Türklerine karşı yapılmış soykırıma çekmektir. Umarız,  başarılı oluruz. Eğer bunu yapabilirsek, Ermenilerin 24 Nisan öncesi karalama kampanyalarına ciddi zarar vermiş oluruz. Bu yüzden, bütün işlerimizde kardeşçesine birleşerek, menfur Ermeni’nin oyununu bozmalıyız. Türk’ün gücü birliktedir. Kurtuluşumuz yine birliktedir. Ne zaman ki, parçalanmışız, birbirimizden ayrı düşmüşüz, o zaman düşmenlerimiz  bizi çok kolay bir lokma şeklinde yutabilmişler. Türkiye’li arkadaşlarımızdan şu kampanyaya destek ümidimiz büyüktür.

Son olarak mektubumuzu Azerbaycan şairi Bahtiyar Vahapzade’den bir şiirle bitirmek istiyoruz:

                             

AZERBAYCAN-TÜRKİYE

(Cavanşir Kuliyev musiki bestelemiştir)

 

Bir ananın iki oğlu,

Bir amalın iki kolu.

O da ulu, bu da ulu

Azerbaycan-Türkiye.

 

Dinimiz bir, dilimiz bir,

Ayımız bir, ilimiz bir,

Aşkımız bir, yolumuz bir

Azerbaycan-Türkiye.

 

Bir milletik, iki dövlet

Eyni arzu, eyni niyyet.

Her ikisi cumhuriyet

Azerbaycan-Türkiye.

 

Birdir bizim her halımız-

Sevincimiz-melalımız.

Bayraklarda hilalımız

Azerbaycan-Türkiye.

 

Ana yurdda-yuva kurdum,

Ata yurda könül verdim.

Ana yurdum, ata yurdum

Azerbaycan-Türkiye.

 

Bahtiyar Vahabzade

20 Mart, 1996

Saygılarımızla,

Elçin Azimli

“Sahil” Informasiya ve Araştırmalar Merkezi

http://www.azerigenocide.org

http://www.khojaly.net

http://www.january20.net

http://www.vahabzade.net

http://www.azerimusic.net

Bakü / Azerbaycan

* * *

31.05.2002

Azîzim Elçin Azimli Beğ,

Mektubunuzu verdiğiniz adreslerle birlikte aynen yayınlıyoruz.

Türkler’in târîhlerinde Ermeni mes’elesi diye bir olay yoktur. Ermeniler’in bize karşı olan birkaç dalaşı da ordu bile kullanılmadan reffedilmiştir. İmdi bunların gûyâ bir devletleri vardır. Var olmasına vardır da ömrü ne kadar olacaktır bilinmez.

Ermeni işinden önce bizlerin başarmamız gereken daha önemli bir görev vardır ki o da Güney mes’elesidir. Bu mes’ele çözüme kavuştuğunda (ki emâreleri görülmektedir) Elçibey’in de söylediği gibi ayrı üç yerdeki tek milletin tek devlette birleşmeleri işten bile değildir. O zaman Irak’taki Türkmenler’imizin, Fars’taki Kaşgaylar’ımızın dertleri de bitecektir. Zengezur’un açılması için bir Türk tümeni yeterli olacaktır.

ABD’nin kendisinden uzak eyâleti Alaska’da petrol bulunsa, ABD de bu petrolü boru hattı ile Kanada üzerinden kendisine âit bir mıntıkaya taşımayı düşünse ve bu boru hattına Kanada izin vermese ne olur biliyor musunuz? ABD Kanada manada dinlemez, güç kullanarak boru hattı için gereken yerleri kendi topraklarına katıverir.

Bizim torpaklarımızdan çıkan bizim neftimizi, bizim limanlarımıza taşımak için sağ kulağımızı sol elimizle gösterircesine boru hattını Gürcü’den geçireceğiz. Bu bize ağır geliyor. Yirminci yüzyılın başlarına kadar esâmesi bile okunmayan üçbuçuk Ermeni, koca Türk’e eziyet ediyor... Çok acı bir şey.

Bu işin tek yolu, Anadolu’daki başı Asya’daki gövdeye bağlayan ve boğazımız olan Azerbaycan’daki Ermeni işgâlinin kaldırılması ve Zengezur’un geri alınmasıdır.

Bu iş ya olacaktır, ya olacaktır.  

Tanrı Türk’ü korusun.

Tonyukuk   


20.05.2002

Sayın Tonyukuk,

Site bünyesinde yaptığınız çalışmalardan dolayı sizi tebrik ederim. Özellikle Türk dilbilgisi kurallarına uygunluğu hepimiz açısından dikkate değer ve ders alınması gereken bir özelliktir. Çalışmalarınızın devamını ve olabildiğince çok Türk’e ulaşabilmesini dilerim.

Siteniz, Türk kültürü ve tarihi açısından son derece dolu ve yararlı. Ancak bazı eleştirilerim de var. Özellikle Türk ırkının muhatabı olduğu güncel ve sonucu Türk ırkının kaderini tayin edecek kadar önemli iç ve dış saldırılarla ilgili dikkat çekme ve kamuoyu oluşturma açılarından yetersiz buldum.

Örneğin, Türklerin pek çoğu için Kürt sorunu diyince akla gelen, PKK terörü, bölücülük ve olsa olsa bunların kendi dillerinde eğitim hakkına karşı çıkmaktan ibarettir. Tehlikenin bu seviyeyi çoktan geçtiği, Kürtlerin çoğunun Musa Anter’in de öğrettiği gibi bölünmeye karşı olduğu, çorak Güneydoğu ile yetinmek istemediği, Türkiye’nin olduğu gibi Kürdistan haline gelme aşamasına yaklaştığı, bu güzide vatandaşlarımız, -makus talih sonucu bizle aynı dini paylaşmalarını Türk’ün iyiniyetini istismar aracı olarak kullanmayı gayet iyi beceren Kürtler- incinmesinler, gocunmasınlar diye hiç dile getirilmez. 28 Şubat’ta masaya getirilen bir tehlike irtica iken, diğer bir tehlike de 10-15 sene içinde Kürtlerin nüfusunun Türkleri geçeceği idi ve RP Van milletvekili Fetullah Erbaş “ama siz ırkçilik yapıyörsünüz” diye yırtınmıştı hatırlarsanız. Malum, bu ülkede eciş bücüş her ırk, kendi ırkçılığını yapabilir ve bunun adı insan haklarıdır, ancak Türkler “ben Türk’üm” bile diyince faşizm olur.

Güneydoğu’da bugün hiç bir kentte elektrik ve su parası alınmıyor. Yolu, elektriği, dispanseri olmayan köy yok. Kentlerin büyük kısmında havaalanı var. Dünyanın sayılı baraj ve sulama yatırımları yıllardır bu bölgeye akıtıldı. Örneğin, sık sık gazetede çıkan ibret haberlerinden bazıları :

·        İki ay kadar önce, çıkan bir haberde Van’da 78 yaşında bir Kürt’ün 26 yaşındaki 2. karısından 11. çocuğunu peydahladığı yazıyordu. Gazete tabi ki bunu sadece ilginç bir olay olarak sunmuş o kadar. Ancak haberin esas devamı ilginçti. Gazeteci, “bu krizde, bu kadar çocuğa nasıl bakıyorsunuz?” diyor. Kürt, cevap olarak “hiç bir sıkıntımız olmuyor, sağolsun kaymakamlık gerekli her tür yardımı yapıyor” diyor….

Bugün büyük kentlerde, otobüs minibüs hatları, haller, kuru gıda ve et pazarları, seyyar tezgahlar ve pazar tezgahları, yani en yüksek “en çok nakit getiri/en az eğitim” oranına sahip, dolayısıyla da en yüksek torpillerin gerektirdiği iş kolları, gittikçe artan hızla Kürt’lerin eline geçmektedir.

Bu yazımı yayınlayıp yayınlamayacağınızı gerçekten merak ediyorum Sayın Tonyukuk, ve sizden aşağıdaki şu fikirlerime katılıp katılmadığınızı belirtmenizi rica ediyorum.

“Şu an vatandaşı olduğumuz devlet, pratikte artık Türk’ten çok Kürt devleti olarak gözükmektedir ve çok uzak olmayan gelecekte Anayasası’nda Türkiye Cumhuriyeti olarak duran adının bile resmen “Anadolu Cumhuriyeti” haline dönüştürülmesi olasılığı gayet çok olarak vardır. Bu ülkeden biz, 1915’te Ermeni’leri, 1955’te Rum’ları kovduk, ve onların bizim milyonlarcamızı katlettiği düşünülürse bundan en ufak bir gocuntum yok. Ama günümüzde öylesine yıkıcı ve sünepeleştirici saldırı altındayız ki, birgün yeni 6-7 eylüller olacaksa bunun edilgen tarafı, en kısa zamanda toplu bir bilinç oluşturulmazsa bizler olacağız, ve etken olacak taraf tarihin gördüğü en aç, en ilkel, en vahşi, etik değerlerden en uzak, en insanlıktan nasibini almamış güruh olacak.

Saygılarımla TTKY

Bahadır Sd.

* * *

31.05.2002

Sayın Bahadır Sd. Beğ,

Bize göndermek lûtfunda bulunduğunuz ve Türkiye için büyük çoğunluğuna katıldığımız değerli fikirlerinizi hâvî mektubunuzu, bir yerde nokta nokta geçmek sûretiyle yayınlıyoruz. Noktalı yerlerde ileri sürülen iddiâ  için maalesef elimizde bir belge bulunmamaktadır. Sizde var ise ve bize iletmeniz mümkün ise noktalı yerler doldurulacaktır.

Otağımıza yönlendirdiğiniz tenkitlerde haklısınız. Günlük olaylar Türkiye aleyhine öylesine hızlı gelişiyor ki bunları satırbaşları ile vermek bile insanın rûhunu karartmaya yeterlidir. Tabii bu aleyhteki gelişmeler sâdece Türkiye Türkleri üzerine değildir. Yeryüzünde ne kadar Türk var ise onların yaşadıkları ülkelerde de bu tür maskaralıklar, ihânetler, kıyımlar yaşanmaktadır. Bütün Türkler’in arasından sâdece Batı Türkleri’nin felâketleriyle hemhâl olursak, sanki diğerlerine haksızlık edecekmişiz gibi bir hisse kapılıyoruz.

Son zamanlardaki AB yaygarasını hatırlatmaya gerek yoktur. Bütün siyâsî partilerimiz, sanki Türkiye Cumhûrîyeti sınırları içinde yaşayan Türkler’e sorup da büyük bir ekseriyetle “evet” cevâbı almışçasına ve ne bahâsına olursa olsun AB’ne girme telâşındadırlar. Bu topluluğa girmek Anadolu Türklüğünden de öte BÜTÜN VE BÜYÜK TÜRK MİLLETİ’ne ne kazandıracak, ne kaybettirecektir. Bu hesâbın yapılmış olduğunu sanmıyoruz. Bugün Türkiye’li siyâsîlerimiz, dâhilen ve hâricen alacakları kararlarda, atacakları adımlarda sâdece Türkiye Cumhûrîyeti Türkleri’ni değil, bütün Türk âlemini düşünmek zorunda olduklarının maalesef idrâkinde değildirler. Bu konuda diğer Türk Cumhûrîyetleri’ne de yolbaşçılık yapamadığımız için onların siyâsîlerinin de bizimkilerden bir farkı yoktur.

Sizin 6-7 Eylül misâlinizin tek tesellîsi Türk’ün ayranının kabarması, bizim AB şikâyetimizin tek tesellîsi de bu birliğin en geç on-oniki yıl içinde dağılacak olmasıdır.

Azîzim Bahadır Beğ,

Sanırız işte bu ahvâl ve şerâit içinde Türk Tanrısı’na epeyi iş düşüyor. Ama şimdilik du’âmızı tekrarlamaktan başka da çâre görünmüyor. Yine de,

Tanrı Türk’ü korusun!  

Tonyukuk    


20.05.2002

Sevgili Tonyukuk,
Herşeyin birer reklam vasıtasına dönüştüğü günümüzde sol ideolojiler propagandalarını t.v., radyo, gazete ve dergi yoluyla yapmakta ve saf vatan evladını zehirlemeye olanca gayretleri ile devam etmektedirler. Gerçekten de t.v.'yi her açtığımızda karşımıza her çeşit program çıkmakta. Bazı t.v. kanalları ise sadece bazı konularda yayın yapmaktadır. Hatta Avrupa ve Amerika’da bazı şirketlerin kendi özel radyo ve t.v. yayınları olduğunu görüyoruz. İşte bu noktada ulusal yayın yapan TÜRKÇÜ bir radyo ve t.v. kanalına ayrıca günlük bir gazeteye duyulan ihtiyaç her geçen gün daha artmamakta mıdır? Acaba bu konuda her hangi bir faaliyet sürdürülmekte midir? Bu konu TÜRKÇÜLÜĞÜN geleceği açısından hayati bir önemi haiz değil midir?

TANRI TÜRKÜ KORUSUN

Tanrıkutmete

* * *

31.05.2002

Azîzim Tanrıkut Mete Beğ,

İş tam bir türlüye dönmüştür. Sağcıların hükmettiği sanılan ülkemizde sol ideolocya, hem özel hem de devlet televizyonlarında cirit atıyor. Biz işin kolayını bulduk. Solcuların hükmettiği Azerbaycan’ın  devlet televizyonunda da Türkçü, Turancı, hattâ bizimkiler duymasın ama ırkçı programlar bile yayınlanıyor. Biz de vakit bulduğumuzda açıp 70 yıl komünist idâresinde kaldığı halde bir türlü komünist olamamış, komünistliği öğrenememiş zavallı! kardeşlerimizin bu yayınlarını tâkîb ediyoruz.

Reklâm dediniz de aklımıza geldi. Bu işlerin “daha”sı da var.

Biliyorsunuz, geçenlerde (bu ayın içinde) Turan mefkûresini gerçekleştirmek için kurulduğunu belirten bir ‘veb sitesi’ kendisini tanıtmak için bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda da Türkçülüğe hizmet etmiş 16 kişi, ‘plaket’ verilmek sûretiyle ödüllendirildi. Bu kişilerin içindeki 7 kişinin (ki bunlardan birisi Güney Azerbaycan, diğeri Kırım Türkleri’nin yolbaşçılarıdırlar) dışında kendilerine ödül verilen eşhâsın gerek Türkçü’lük yolunda, gerekse Turan için bugüne kadar ne iş işledikleri belli değildir. Kaldı ki bu 7 kişiden Türkiye’den olmayan ikisini çıkartırsak geriye 5 kişi kalıyor. Bu 5 kişiden ikisi de Doğu Türkistan kasabı Zetung’a verilen devlet nişanı kararnâmesini imzâlayarak Türkçülük yolunda yaptıkları ihtişâmlı hizmetleriyle ömür boyu övünmeye hak kazanmış! kimselerdir. Helâl olsun!...

Gelelim bu zevâtı ödüle lâyık görenlere... Sâhi, ikisi, üçü hâric, bu böyük Türkçüler’in Türkçülüğe hizmet ettikleri husûsunda kim veyâ kimler veyâ hangi jüri, hangi kıstasları kullanarak karâr vermiştir. Buna karar veren bir kişi ise bu kimdir? Kararlar birkaç kişi tarafından alındı ise, bu kişiler, bir jüri tarafından alındı ise bu jüride bulunan üyeler kimlerdir? Bu kişiler Türkçülük için hangi hizmetlerde bulunmuşlardır? İşte işin burası belli değildir. Zâten belli olması da gerekmez canım!...

Bektâşî babasına sormuşlar: -Abdestsiz namaz kılınır mı?... Elcevâb: -Ben kıldım oldu.

Öte yandan bu tanıtım gecesine katılan medyâtik Türkçü’lerin de bir hayli kabarık sayıda olduklarını görüyoruz. İşi ‘evet, hayır’cı bir Türkçü büyüğümüz (belki de boyu kadar zıplayarak) sunarken, yanı sıra çark-ı felekçi bir başka Türkçü, hatta Türk olmayan bir başka arabeskçi Türkçü, daha saymakla bitiremiyeceğimiz kadar çok, türlü kesimlerden, türlü türlü Türkçüler de bu geceyi şereflendirmişler, Türkiye’ye yaraşır muhteşem bir mozaik meydana getirmişlerdir.

Programda yer alan Folklor ekibinin Turan sınırı, herhalde kendi kafalarına göre çizilmiş olduğu için,  Ege, Silifke ve Kafkas oyunlarıyla bütün Türk Dünyâsı’nın folklorunu bir çırpıda seyircilerine takdîm edivermişlerdir. Bir katılımcı folklorculara seslenerek: -Bir de bürgüt oynayın. demiş ise de gerek folklorcubaşı, gerek folklorcusonu ve gerekse hâzirûn bürgütün ne olduğunu bilememiş ve anlayamamışlar, anlamını sormak için bunu söyleyeni aramışlarsa da bulamamışlardır. Sonunda toplantıya katılanlar, bu sözü söyleyenin bir provokatör olabileceğine ittifakla karar vermişlerdir.

(Son zamanlarda ne hikmet-i hüdâ ise, bizim folklor ekiplerinin, Kafkaslar’ı bir türlü aşamadığı kimsenin gözünden kaçmamaktadır.)

Bu patırdı “3 Mayıs Türkçüler Günü”nün adını, hattâ amacını, sanki 3 Mayıs babasının malıymışçasına, sanki 3 Mayıs sâdece kendisinin eseriymişçesine, 50 yıl sonra 1994’te “3 Mayıs Milliyetçiler Günü” olarak değiştirenleri de telâşlandırmıştır. Öyle ya bu filan filan veb sitesine de ne oluyor. Burada arslanlar gibi Türkçülük, az bir parça da Turancılık yaparak çaktırmadan idâre-i maslahât idenler var iken bunlar da nereden çıktılar? sorusunun cevâbı, ciddî ciddî araştırılmış, yeni bir siyâsî oluşum endîşesi, millete verdikleri sözleri tutmayanların, tutamayanların yüreklerini bir hayli pırpırlatmıştır.

Azîzim Tanrıkut Mete Beğ,

Allâseniz, şimdi siz de kalkmış “herşey reklâm vâsıtası olarak kullanılıyor” diye yakınıyor, serzenişte bulunuyorsunuz. Şimdi bunun sırası mı? Başlar ayak, ayaklar baş olursa ne olur? Anayasa bir kerecik delindi de ne oldu? Allah a’şkına büyütmeyin canım. Bırakın ağalar Türkçülüğü de reklâm vâsıtası olarak kullansınlar, kullansınlar, kullansınlar ki ol dakı ayağa düşsün.

REKLAMLARI İZLEDİK, İZLİYORUZ ve de İZLEYECEĞİZ!...

* * *

Ona öğretmeyi, aklımızdan geçirmek bile bizim haddimize mi? O işini bilir, Türk’ünü bütün kötülük ve yağılardan korur. Bu hep böyle olmuştur.

Tonyukuk


23.05.2002

Sayın Tonyukuk Bey;
İlk önce saygılarımı sunar, böyle güzel bir örütbağı (internet) yaptığınız için teşekkür ederim. Daha sonra ise sizin bu örütbağı adresinizden ne yazık ki çok yakın zamana kadar  haberdar olamadığımı
üzülerek belirtmek isterim. Ben, sizin hakkınızda daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak arzusundayım. Çünkü; benim araştırmayı düşündüğüm (öz kültürüm hakkında) bir çok konu örütbağınızda mevcut. Eğer size zahmet vermez isem bu isteğimi aşağıda yazacağım adresime göndermenizi sizden rica ederim.

Murat Akın YILMAZ

* * *

31.05.2002

Azîzim Murat Akın Yılmaz Beğ,

Otağımızın içeriğini beğenmiş olmanız bizi mutlu kılmıştır.

Yılların birikimini karınca kaderince bu otağ aracılığı ile bizden sonrakilere aktarmaya çalışıyoruz. Araştırmayı düşündüğünüz kültür mes’eleleri bizden suâl olunursa, bildiğimiz nisbette size yardımcı olmaya çalışır, bundan da kıvanç duyarız.

Saygılarımızla,

Tonyukuk 


28.05.2002

Ben Necmi Sertel. Koyakulu, boğazören köyü doğumluyum. Şu anda Hollanda’da ikamet etmekteyim ve Nogay Türkleri’ndenim. Büyüklerimizden duyduğumuza göre Dağıstan’dan geldiğimiz söyleniyor. Fakat  net olarak neresinden hangi köy, kasaba, şehir, ismi bilinmiyor. Ayrıca köyde iki kabileyiz. Çetisan veyâ yetisan ile bir de Cenboyu ya da Cenboyluk diye ikiye ayrılıyor. Köyümüzün eski adı köstengil. Acaba Romanya’daki Köstence ile bir bağlantısı  olabilir mi? Camimizin temel taşında  yapım yılı olarak 1800’lü yazı olduğu söyleniyor. Nereden, nasıl, hangi şartlar altında gelindiğine dair bir bilgi edinemedim. İnşallah sizin aracılığınızla bilgi edinilebilirim. Saygılarmla.

Allah’a emanet olun.

* * *

31.05.2002

Azîzim Necmi Sertel Beğ,

Nogay’larla ilgili olarak Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nün yayınladığı 1992 yılı baskılı Türk Dünyası El Kitabı’nın I. Cilt, 435. Sf.sında yazılanlar şöyledir:

“Nogay Hanlığı ve Nogaylar

Adını, Altın-Ordu Devleti'nin (1223-1502) büyük kumandanlarından “Nogay” dan (ölm.1299) alan ve bu devletin çöküşünden sonra kurulan Nogay Hanlığı, Volga'dan İrtiş'e ve Hazar Denizi'nden Aral gölüne kadar uzanan sahaları içine alıyordu. Merkezi, Yayık nehrinin mansabındaki Saraycık şehri idi. Ahalisinin esas unsurunu Kazan, Kırım, Astırhan ve Sibir hanlıklarında olduğu gibi, Kıpçak zümresine ait Türk boyları teşkil etmekte olup, bunların içinde Türkleşmiş bir Moğol kabilesi olduğu tahmin edilen Mangıtlar sivrilmiş durumda idi. Kazan ve Astırhan Hanlıklarının Rusya'ya tabi olmasından sonra (1552-1557), Nogay Hanlığı birkaç zümreye ayrılmış, Kafkasya'nın Kuzeyindekiler “Küçük Orda”, Emba gölü civarında bulunanlarına “Altıul Ordası” denmiş, İsmail Han'ın idaresinde kalanlar ise “Büyük-Nogay Ordası” adı altında birleşmiş ve IV. İvan'ın hakimiyetini tanımışlardır (1555-1557). Küçük Orda Nogayları üzerinde Rus nüfuzu ancak 18. yy.'in ikinci yarısından sonra başlamış, bunlar Kazaklar tarafından batıya göçmeye zorlanarak “Bucak Ordası”, Yedisan Ordası”, “Cambuyluk Ordası”, “Yedikul”, “Azak”, “Kuban” gibi bölümlere ayrılmış ve Kırım Hanlığı'na tabi olmuşlardır. Sonraları mühim bir kısmı Türkiye'ye göç ederek Anadolu'da iskan edilmişlerdir. Rusya'da kalanlar, bugün Kuzey Kafkasya'nın çeşitli bölgelerinde yaşamaktadırlar.”

Sizin mektubunuzda bahsettiğiniz Cetisan veyâ Yetisan ile Cenboyu veyâ Cenboyluk boyları yukarıda işâretlenmiş olan Nogay bölükleridir.

Bir başka kaynak şöyle demektedir:

“Nogay’ların 4 büyük, 5 küçük bölüğü vardır. Bunlardan Bucak, Edisan, Cambulak ve Edişkul büyük boyların, Mansur, Kıpçak, Karamurza, Tokhtam ve Novruz da küçük boyların adlarıdırlar.”

Nogay’ların Anadolu’ya gelişleri hakkındaki târîhî bilgiler ise şöyle:

“Osmanlı Devleti, 1829 Edirne Antlaşması ile Kafkasya ile hiç bir alâkasının kalmadığını resmen kabûl etti ama yine de Dağıstan, Çeçenistan ve Çerkezistan’da Ruslar’a karşı mücâdeleyi sürdürdü. Şeyh Şâmil’in 1859 yılında teslîm olmasıyla Dağıstan ve Çeçenistan’da mücâdele sona erdi. Çerkezistan’da ise savaş 1864 yılına kadar sürdü. Sonrasında, Dağıstan ve Çeçenistan’da nüfûsun bir kısmı, Çerkezistan’da ise Karadeniz sâhili de dâhil olmak üzere nüfûsun yüzde doksanına yakını Ruslar tarafından bölgeden sürüldü. Bu sürgün Osmanlı Devleti topraklarına yapıldı ve  Nogaylar da Çerkesler’le birlikte göç ettirildiler. Bunların bugünkü nesilleri Türkiye’de ve Osmanlı Devleti’nden ayrılan Orta Doğu ülkelerinde yaşamaktadırlar.”

Azîzim Necmi Sertel Beğ,

·        Nogay, bildiğiniz gibi bir boy adı değil bir kişi adıdır (Osmanlı, Kazak, Özbek gibi...).

·        Dağıstan’da 45º29’ Kuzey enlemi, 43º25’ Doğu boylamı noktasında Yedisan adlı eski bir köy bulunmaktadır. Dağıstan’dan gelindiğini söyleyenlere bu bilgi bir ışık tutabilir mi?

·        Boğazören köyünün eski adı olan Köstengil’in, Romanya’nın Köstence’si ile bir ilgisinin olabilirliği bizce uzak bir ihtimâldir.

·        Köy câmiinin temel taşındaki târîhin söylenti olduğunu belirtiyorsunuz. Taş, temel taşı olduğuna göre muhtemeldir ki toprak altındadır ve belki de târîh bu yüzden söylenti hâline gelmiştir. Bu görüşümüzün aksine, taş gözle görülür bir durumda ise târîhin okunması mümkün olabilmelidir.

·        www.google.com bulucusunda Nogay kelimesini aradığınızda önünüzde muhteşem bir ufuk açılacaktır.

·        www.turkolog.org sunucusundaki Konuk Defteri seçeneği de sizi pek çok hemşehriniz ile buluşturacaktır.

Saygılarımızla,

Tonyukuk


30.05.2002

Merhaba Tonyukuk,
Daha önce Çakabey'i sormuştum sana ama erkek değil kızmış... Nasip.
Kız ismi olarak Bige  ya da  Bike  hangisi doğru ve anlamları... Bir de Bike sanki Güneydoğu adı gibi yanılıyor muyum?
Türkler’in şanlı tarihlerindeki önemli şahısların eş ya da kız kardeşlerinin, ya da (var ise) Türk kadın savaşçılarının adlarını
bildirirsen çok sevinirim. Aklına ilk gelenler ya da hiç konmamış nadir olan ve bizler için çok önemli şahısların isimlerini bildir.  Mesela erkek olacak olsaydı Çakabey olacaktı ama nasip, kız imiş... Umarım ismini koymakta sana nasiptir.
Ozan Şenyiğit

* * *

30.05.2002

Azîzim Ozan Şenyiğit Beğ,
Öncelikle sizi ve eşinizi kutlarız.
Otağımızdaki yazışmalarımızda bize yönelttiğiniz sorunun cevâbı vardır. (Bkz.: Mart 2001 yazışmaları) Ancak anladığımız kadarı ile şu anda telâşlısınız ve emîniz ki uçar gibi bir hâliniz var. O cevâbı buraya naklediyoruz. Demişiz ki;
“Bugün Aybüke adı, Aybike, Aybüke ve Ayböke biçimleriyle Türk çocuklarına verilmektedir. Bike, büke ve böke sözcüklerindeki “k” sesi, “g” veyâ “ğ” olursa sözcük anlamını kaybeder. Aslında büke, böke ile aynı anlamdadır, ancak söylenişi (telaffuz) değişiktir.
Bike, katun, kadın, hâtun anlamındadır. Büke veyâ böke ise ejderhâ, alp, bagatur (bahâdır), yiğit, cesûr karşılığı olmakla birlikte koruyucu anlamına da gelir.
Kısacası Aybike, “ay gibi güzel katun” anlamına gelirken, Aybüke de “ay gibi alp, ay gibi yiğit” demektir. Büke’yi “koruyucu” anlamında kullanırsak bu defâ da “Ay’ın koruyucusu (Ay hâlesi)” demek olur ki, bu ad hangi anlamda kullanılırsa kullanılsın çok güzel bir addır.”
Bike katıksız Türkçe bir sözcüktür. Atayurd kökenlidir. Bike de Böke de Büke de Güneydoğu'lu değildirler.
Eğer otağımızdaki kız adlarını inceleyerek beğenip seçeceğiniz birkaç adı bize danışırsanız, size derhâl karşılık vermeye çalışacağız.
Aybike'de kararlı olur iseniz bize de emeksizce Dede Korkutlayın bangır bangır böbürlenmek düşer ve deriz ki: “Adını biz verdik, yaşını Allah versin.”
Teñri katunu korusun, analı babalı büyütsün, uzun ömürlü kılsın...

Tonyukuk


31.05.2002

Yazdıklarınızdan anladığıma göre sizleri sıkmadığıma çok sevindim. Bu yardımlarınızı nasip olursa gününde çocuğuma da anlatacağım.
Yine sormak istediğim bir şey var. Nif, İzmir’de bir dağın adı. Acaba kelimenin Türkçe ile ilgisi
var mı?
Saygılar,
Ozan Mustafa Şenyiğit


01.06.2002

Azîzim Ozan Mustafa Şenyiğit Beğ,

Böyle mutlu bir olaydan sıkılabileceğimizi düşünmeniz yersizdir.
Bir Türk kızı dünyâya geliyor, bir Türk dünyâya geliyor. Yüce Türk Tanrı'sı lûtfediyor, ırkıma bir Türk daha katıyor. Bu mutluluğun, bu güzelliğin, bu heyecânın sanıyorum henüz adı konulmadı.
Bu manzûmemiz katun kızımıza aksakal dedesinden doğum armağanı olsun.
Tanrı onu da ırkını da korusun.

              Koşma

Önce küçümseyip ince sarıldım
O Umay yüzlünün nârin boynuna
Pehlivan sanırdım ben beni geldim
Kendi kündem ile a’şkın oynuna

Çaldı beni yere esridim mi ne
Dedi yenik düşdün gördün mü mene
Dedim var mısın gel tutalım yine
Pışt dedi parmağın sürüp a’ynına

Dedim ben bu işin altında kalmam
Seni yenemezsem ömrümce gülmem
Toprak olanda mı hem ille bilmem
Gülüm alacaksın beni koynuna

Dedi sende kalsın ahlın çoğusa
Bilirem fikrini karnın toğusa
İçinde kötülük kemlik yoğusa
Yemin et de görek hele diynine

Dedim söylenecek söz bırakmadın
Hangi ildensin kız ne senin adın
Çünkü bilesin ki ha bugün yarın
Görücü gelecek ebeveynine

Murâda ermeden ölünür mü hiç
Amma bunca câhil olunur mu hiç
İlden kolay gelin alınır mı hiç
Girip yerleşmeden kızın göynüne

             12 Mayıs 1966

Açıklama: Nif kelimesi Türkçe değildir.
Tonyukuk


 HAZİRAN-2002

 YAZIŞMALAR