TONYUKUK'a gelen yazılar... ve
TONYUKUK'un karşılıkları...
MAYIS-2002
(Yazılar geliş târîhlerine göre sıralanmışlardır.)
01.05.2002
Sevgili Tonyukuk,
Turgay Kürüm ile aranızda runik yazıyla ilgili bir tartışma geçmişti uzunca bir
süre önce. Sizin bu tartışmada Türkler'in “köpek” yerine “it” dediğini
dolayısıyla Turgay Kürüm'ün okuduğunu iddia ettiği runik yazının zorlama
nedeniyle böyle anlamsız sonuçlar ortaya çıkardığını ileri sürmüştünüz.
Sanırım “Copek” ya da “Köpek” kelimesinin Macarca “av köpeği” anlamına
kullanıldığından haberiniz yok. Etimolojik açıdan bakıldığında da bu kelimeye
çok rahatlıkla Türkçe diyebiliriz.
Zaten o kadar fazla Farsça olduğu iddia edilen ama etimolojik olarak Türkçeliği
ispat edilebilecek kelime var ki... Ama Macarca da “köpek” kelimesinin varlığı
bu konunun tartışılmasını bile anlamsız kılıyor. Adı geçen runik yazının
bulunduğu kayadaki resime bakıldığındaysa Turgay Bey'in haklı olabileceği
ihtimali kuvvetleniyor. Ancak ne yazık ki runik yazı konusunda detaylı bilgim
yok.
Turgay Bey'in bu işi akademik olarak yapmaması onun doğru söylemediği anlamına
gelmez. Akademik bilgilerin çoğu batılı uzmanlar tarafından yazılan, çoğu zaman
çarptırılan (özellikle dil ve uygarlık konularında) ve Türkiye'deki bilimsel
çevrelerce onlardan öğrendiklerinin tekrarlanmasından ibarettir. Örneğin
bugünkü uygarlıkların temelinde bulunan Sümer sizce hakkettiği yeri bulabiliyor
mu batının uygarlık tarihinde? Bulamıyorsa neden? Cevabı aslında çok basit....
Sevgi ve Saygılarımla...
Okan Baskan
*
* *
08.05.2002
Sayın Okan Başkan,
03.01.2001 târîhinde bir okurumuz ile vâkî yazışmamızda Sayın Turgay
Kürüm Beğ’e âit olmayan bir görüşü sehven bu okurumuza bildirmek hatâsında
bulunmuştuk. Bkz.: Ocak 2001 yazışmaları...
03.04.2001 târîhinde bir başka okurumuz bize Mojbro yazıtındaki
yazının Türkçe
gopek yik op ke kelkic ikin ekgok
goksupek desinkic
şeklinde
okunduğunu, bunun bugünkü İngilizce’ye çevirisinin de
her iki köpek iyi saldırabilir böylece korkan
gökyüzü-ruh onların cesurluğunu kabul eder
olduğunu
bildirdi.
Biz bu
okurumuza bu yazı içinde birkaç Türkçe kelime bulunduğunu, ancak gopek kelimesinin
Türk harfleriyle bildirildiği şekilde yazılamıyacağını anlattık.
Aslında
okurumuzun bize bildirdiği okunuştaki “ekgok goksupek” ile Sayın Kürüm’ün
okuyuşundaki “ekgök göksüpek” dışında okuyuşlar arasında bir başka fark yoktu.
Belki de bu fark okurumuzun bir Türkçe klavye kullanamamasından kaynaklanıyor
idi.
Oysa ki bu
cümlenin bugünkü Türkçe’ye çevirisini Sayın Kürüm, okurumuzun çevirisinden
farklı yapmakta idi:
köpek
iyi hücuma kalksın -saldırsın- ikisine de “ekgök” gözüpek desin
Biz bu okurumuz
için bize gönderdiği metindeki kelimelerin analizini yapmaktan ileri gitmedik.
Kaldı ki metinlerin (birebir) çevirisi hakkında bir fikir beyânında da
bulunmadık. (Bkz.: Nisan 2001 yazışmaları...)
11.04.2001 târîhinde Sayın Kürüm’den aldığımız yazıda, 03.01.2001
târîhli okuyucu mektubunu cevaplarken kendilerine âit olduğunu söylediğimiz
görüşlerle bir ilgisinin bulunmadığını bize bildirildi. Biz de bu konuda
hâfızamıza güvenerek ve makâlesini yeniden okumadan okuyucumuzu
cevaplandırdığımız için yanlış beyânda bulunduğumuzu belirttik ve kendilerinden
özür diledik. Sayın Kürüm ile olan bu yazışmamızda ne Mojbro yazıtının
tercümesi konusuna ne de köpek kelimesinin Türkçe olup olmadığına değinilmedi.
(Bkz.: Nisan 2001 yazışmaları)
06.09.2001 târîhinde sizden, hiç de nâzik olmayan ve yazışma âdâbına
uygun bulunmayan bir yazı aldık. Siz bu yazınızda, yukarıdaki yazınızda da
olduğu gibi köpek kelimesinin Türkçe olduğundan bahsetmekte idiniz.
Bu kelimenin Türkçe olabilirlik ihtimâlini zedeleyen hususları, o
yazınıza, maalesef sizin uslûbunuzla ve o târîhte elimizde olmayan sebeplerle
gecikerek verdiğimiz cevapta bildirdik. Bu cevâbımızı okuduğunuz taktirde
yukarıdaki yazınızın fuzûlen yazılmış olduğunu farkedeceksinizdir. (Bkz.: Eylül
2001 yazışmaları) Ancak yukarıdaki yazıda bu kelime ile ilgili olarak Sayın
Kürüm ile tartıştığımızı! belirtmektesiniz. Biz Sayın Kürüm ile ne köpek
kelimesi için ne de İskandinav yazıtlarının tercümelerinin doğruluğu için hiç
yazışmadık. Sayın Kürüm’ün okuduğunu iddiâ ettiği runik yazının, zorlama
nedeniyle anlamsız sonuçlar verdiğini de hiçbir zaman söylemedik. Yalnız,
03.04.2001 târîhli okur mektubuna verdiğimiz cevabın sonunda “Aynı mantık,
yakıştırma, benzetme ve uydurmalarla okunup tercüme edilen Kylver ve Istaby
taşlarında da pek çok yanlış bulunmaktadır.” görüşümüzü beyân ettik.
Sayın Başkan,
“Sanırım “Copek” ya da “Köpek” kelimesinin Macarca “av köpeği”
anlamına kullanıldığından haberiniz yok.” cümleniz yine amacını aşan bir mânâ
taşımaktadır. Seviyeli bir yazışmada bu cümle en azından ve nezâketen
“Bildiğiniz gibi “Copek” ya da “Köpek” kelimesi Macarca “av köpeği” anlamına
kullanılmaktadır.” şeklinde yazılmalıdır.
Macar dilinde var olan bir kelimenin, aynı söyleniş ve mânâ ile
Türkçe’de de bulunması size göre o kelimenin Türkçe olması için yeterli
olmalı... Zîrâ “Macarca’da “köpek” kelimesinin varlığı bu konunun (bu kelimenin
Türkçe olup olmadığının) tartışılmasını bile anlamsız kılıyor.” demektesiniz.
Yâni size göre faraza Macar dilinde içine su konan kap anlamında bir ‘testi’ kelimesi
bulunsa, ve dahî ‘testi’ Türkçe’de de
aynı imlâ ile yazılıp aynı anlamı karşılasa... ‘testi’ Türkçe bir kelime mi
olur?
“Turgay Bey'in bu işi akademik olarak yapmaması onun doğru
söylemediği anlamına gelmez.” görüşünüze tamâmen iştirâk ediyoruz. Zâten bizim
de bu istikâmette en ufak bir serzenişimiz ve îmâmız dahî bulunmamaktadır.
Sizden ricâmız, lûtfen Eylül 2001 yazışmaları içinde size hitâben
yazılmış cevâbî yazımızı okumanız ve mümkünse o yazımızın sonunda size
sorduğumuz iki basit soruyu cevaplandırmanızdır.
Sabırla koruk helva olur.
Saygılar,
Tonyukuk
06.05.2002
Sayın Tonyukuk,
Yazışmalarınızı okudum. Çok hoşuma
gitti. Ben şu anda bir konu hakkında bilgi toplamak istiyorum. bundan dolayı, daha
önce yazıştığınız bir kişinin mail adresini bana verebilirseniz çok sevinirim.
Bu zatın adı: Mustafa Cem Davaslıgil’dir.
Başarılar
Asigüvercin
* * *
07.05.2002
Azîzim Asigüvercin,
Mektubunuzu sayın M. Cem Davaslıgil Beğ'e ilettik.
En kısa zamanda sizinle temâs kuracağını umut ve zannederiz.
Saygılarımızla,
Tonyukuk
15.05.2002
Değerli arkadaşlar,
Sevgili Türkiye Türkleri,
Bizler, Azerbayсan Türkleri, yıllardır elleri prangalı,
gözleri yaşlı, kalbi dertli bir millet olarak yaşadık. Her şeyimizi çaldılar;
kimliğimizi, dilimizi, dinimizi, topraklarımızı... Anсak yıkılmadık, damarlarımızda dolaşan o
muhteşem kan bize güç verdi ve çok geç de olsa, Kafkasya’da yeni bir Türk
devleti doğdu: Azerbayсan
Respublikası! Üç renkli bayrağın tebessümle Vatan semalarında yeniden
dalgalandığını görüp, ruhlandık, şahlandık... Artık ağrılı, aсılı günleri arkada bıraktığımızı
zannetmiştik...
Heyhat... Su uyar,
düşmen uyumaz... Asırlar boyu kapımızda kölelik yapan, soframızın kırıntılarıyla
yaşayan Ermeniler yeni bir ihanet gerçekleştirdiler. Genç, hatta körpe
Azerbaycan Respublikasının yoluna dikenler döktüler. Aslında bu ihanet bize karşı değil, onların kendilerine
karşıydı... «Medeni dünya» tarafından her türlü yardımı alan şu talihsiz
milletin bizlere yapmadığı kötülük kalmadı: Ülke topraklarının %20’si işgale
maruz kalmış durumda. Elli bine yakın şehit, on binlerce sakat, bir milyon
göçmen, milyonlarca mağdur... Halen Ermeni esirliğinde olan yüzlerce Azerbaycan
Türkü kurtuluş gününü bekliyor...
Şimdiki Ermenistan
topraklarının eski Azerbaycan-Türk yurdu olduğunu kime anlatabiliriz ki? Hatta
Ermenistan’ın başkenti Erivanın eski bir Türk-İslam şehri olduğuna kim inanır
ki? Yüz binlerce Türkün soykırıma maruz
kaldığına kim kulak verir ki? Sözde «Ermeni soykırımı»nın Ermeni rüyalarının
bir ürünü olduğunu kim biliyor ki?
Dünkü
yanlışlıklarımızdan ciddi ders almalıyız. Dünya, Ermeniler tarafından Türklere
karşı yapılan mezalimi bilmeli, onu durdurmalıdır. Bu ise ancak bizim ciddi gayretlerimiz
sonucunda gerçekleşebilir.
Şimdi Anadolu
Türklerinin yardımına ihtiyacımız büyüktür. Tıpkı, 1918 senesinde olduğu
gibi. 1918 senesinde Azerbaycan Türklerine yapılan katliamı 1130 şehit vererek
Nuri Paşa komutanlığındaki Türk Ordusu durdurdu... Bizler bunu unutmadık ve
Anadolu Türkünün şu vefasını kıyamete kadar kalbimizde hazin bir hatıra olarak
koruyacağız...
Bizler, Azerbaycan
Türkleri Türkiye’yi ve Türk Halkını canımızdan çok seviyoruz. Başarılarınız
gururumuzdur. Sevinciniz sevincimiz, üzüntünüz üzüntümüzdür. Bir milletin iki
devleti arasında kardeşliğin dünya durdukça var olacağına kanaatimiz tamdır !
Değerli
arkadaşlar,
Sizi, http://www.azerigenocide.org/genocidecampaign.htm ve http://www.azerigenocide.org adresindeki kampanyaya katılmaya davet
ediyoruz. Kampanyadan amaç dünya kamuoyunun dikkatini Ermeniler tarafından
yıllar boyu Azerbaycan Türklerine karşı yapılmış soykırıma çekmektir.
Umarız, başarılı oluruz. Eğer bunu yapabilirsek, Ermenilerin 24
Nisan öncesi karalama kampanyalarına ciddi zarar vermiş oluruz. Bu yüzden,
bütün işlerimizde kardeşçesine birleşerek, menfur Ermeni’nin oyununu
bozmalıyız. Türk’ün gücü birliktedir. Kurtuluşumuz yine birliktedir. Ne zaman
ki, parçalanmışız, birbirimizden ayrı düşmüşüz, o zaman düşmenlerimiz
bizi çok kolay bir lokma şeklinde yutabilmişler. Türkiye’li arkadaşlarımızdan
şu kampanyaya destek ümidimiz büyüktür.
Son olarak mektubumuzu Azerbaycan şairi Bahtiyar Vahapzade’den bir şiirle
bitirmek istiyoruz:
(Cavanşir
Kuliyev musiki bestelemiştir)
Bir ananın
iki oğlu,
Bir amalın
iki kolu.
O da ulu, bu
da ulu
Azerbaycan-Türkiye.
Dinimiz bir, dilimiz bir,
Ayımız bir,
ilimiz bir,
Aşkımız bir,
yolumuz bir
Azerbaycan-Türkiye.
Bir milletik,
iki dövlet
Eyni arzu,
eyni niyyet.
Her ikisi
cumhuriyet
Azerbaycan-Türkiye.
Birdir bizim
her halımız-
Sevincimiz-melalımız.
Bayraklarda
hilalımız
Azerbaycan-Türkiye.
Ana
yurdda-yuva kurdum,
Ata yurda
könül verdim.
Ana yurdum,
ata yurdum
Azerbaycan-Türkiye.
Saygılarımızla,
Elçin Azimli
“Sahil” Informasiya ve Araştırmalar
Merkezi
Bakü / Azerbaycan
* * *
31.05.2002
Azîzim Elçin Azimli Beğ,
Mektubunuzu verdiğiniz adreslerle birlikte aynen
yayınlıyoruz.
Türkler’in târîhlerinde Ermeni mes’elesi diye bir olay
yoktur. Ermeniler’in bize karşı olan birkaç dalaşı da ordu bile kullanılmadan
reffedilmiştir. İmdi bunların gûyâ bir devletleri vardır. Var olmasına vardır
da ömrü ne kadar olacaktır bilinmez.
Ermeni işinden önce bizlerin başarmamız gereken daha önemli
bir görev vardır ki o da Güney mes’elesidir. Bu mes’ele çözüme kavuştuğunda (ki
emâreleri görülmektedir) Elçibey’in de söylediği gibi ayrı üç yerdeki tek
milletin tek devlette birleşmeleri işten bile değildir. O zaman Irak’taki
Türkmenler’imizin, Fars’taki Kaşgaylar’ımızın dertleri de bitecektir.
Zengezur’un açılması için bir Türk tümeni yeterli olacaktır.
ABD’nin kendisinden uzak eyâleti Alaska’da petrol bulunsa,
ABD de bu petrolü boru hattı ile Kanada üzerinden kendisine âit bir mıntıkaya
taşımayı düşünse ve bu boru hattına Kanada izin vermese ne olur biliyor
musunuz? ABD Kanada manada dinlemez, güç kullanarak boru hattı için gereken
yerleri kendi topraklarına katıverir.
Bizim torpaklarımızdan çıkan bizim neftimizi, bizim
limanlarımıza taşımak için sağ kulağımızı sol elimizle gösterircesine boru
hattını Gürcü’den geçireceğiz. Bu bize ağır geliyor. Yirminci yüzyılın
başlarına kadar esâmesi bile okunmayan üçbuçuk Ermeni, koca Türk’e eziyet
ediyor... Çok acı bir şey.
Bu işin tek yolu, Anadolu’daki başı Asya’daki gövdeye
bağlayan ve boğazımız olan Azerbaycan’daki Ermeni işgâlinin kaldırılması ve
Zengezur’un geri alınmasıdır.
Bu iş ya olacaktır, ya olacaktır.
Tanrı Türk’ü korusun.
Tonyukuk
20.05.2002
Sayın Tonyukuk,
Site
bünyesinde yaptığınız çalışmalardan dolayı sizi tebrik ederim. Özellikle Türk
dilbilgisi kurallarına uygunluğu hepimiz açısından dikkate değer ve ders
alınması gereken bir özelliktir. Çalışmalarınızın devamını ve olabildiğince çok
Türk’e ulaşabilmesini dilerim.
Siteniz,
Türk kültürü ve tarihi açısından son derece dolu ve yararlı. Ancak bazı
eleştirilerim de var. Özellikle Türk ırkının muhatabı olduğu güncel ve sonucu Türk
ırkının kaderini tayin edecek kadar önemli iç ve dış saldırılarla ilgili dikkat
çekme ve kamuoyu oluşturma açılarından yetersiz buldum.
Örneğin,
Türklerin pek çoğu için Kürt sorunu diyince akla gelen, PKK terörü, bölücülük
ve olsa olsa bunların kendi dillerinde eğitim hakkına karşı çıkmaktan
ibarettir. Tehlikenin bu seviyeyi çoktan geçtiği, Kürtlerin çoğunun Musa
Anter’in de öğrettiği gibi bölünmeye karşı olduğu, çorak Güneydoğu ile yetinmek
istemediği, Türkiye’nin olduğu gibi Kürdistan haline gelme aşamasına
yaklaştığı, bu güzide vatandaşlarımız, -makus talih sonucu bizle aynı dini
paylaşmalarını Türk’ün iyiniyetini istismar aracı olarak kullanmayı gayet iyi
beceren Kürtler- incinmesinler, gocunmasınlar diye hiç dile getirilmez. 28
Şubat’ta masaya getirilen bir tehlike irtica iken, diğer bir tehlike de 10-15
sene içinde Kürtlerin nüfusunun Türkleri geçeceği idi ve RP Van milletvekili
Fetullah Erbaş “ama siz ırkçilik yapıyörsünüz” diye yırtınmıştı hatırlarsanız.
Malum, bu ülkede eciş bücüş her ırk, kendi ırkçılığını yapabilir ve bunun adı
insan haklarıdır, ancak Türkler “ben Türk’üm” bile diyince faşizm olur.
Güneydoğu’da
bugün hiç bir kentte elektrik ve su parası alınmıyor. Yolu, elektriği,
dispanseri olmayan köy yok. Kentlerin büyük kısmında havaalanı var. Dünyanın
sayılı baraj ve sulama yatırımları yıllardır bu bölgeye akıtıldı. Örneğin, sık
sık gazetede çıkan ibret haberlerinden bazıları :
·
İki ay kadar önce, çıkan
bir haberde Van’da 78 yaşında bir Kürt’ün 26 yaşındaki 2. karısından 11.
çocuğunu peydahladığı yazıyordu. Gazete tabi ki bunu sadece ilginç bir olay
olarak sunmuş o kadar. Ancak haberin esas devamı ilginçti. Gazeteci, “bu
krizde, bu kadar çocuğa nasıl bakıyorsunuz?” diyor. Kürt, cevap olarak “hiç bir
sıkıntımız olmuyor, sağolsun kaymakamlık gerekli her tür yardımı yapıyor”
diyor….
Bugün
büyük kentlerde, otobüs minibüs hatları, haller, kuru gıda ve et pazarları,
seyyar tezgahlar ve pazar tezgahları, yani en yüksek “en çok nakit getiri/en az
eğitim” oranına sahip, dolayısıyla da en yüksek torpillerin gerektirdiği iş
kolları, gittikçe artan hızla Kürt’lerin eline geçmektedir.
Bu
yazımı yayınlayıp yayınlamayacağınızı gerçekten merak ediyorum Sayın Tonyukuk,
ve sizden aşağıdaki şu fikirlerime katılıp katılmadığınızı belirtmenizi rica
ediyorum.
“Şu
an vatandaşı olduğumuz devlet, pratikte artık Türk’ten çok Kürt devleti olarak
gözükmektedir ve çok uzak olmayan gelecekte Anayasası’nda Türkiye Cumhuriyeti
olarak duran adının bile resmen “Anadolu Cumhuriyeti” haline dönüştürülmesi
olasılığı gayet çok olarak vardır. Bu ülkeden biz, 1915’te Ermeni’leri, 1955’te
Rum’ları kovduk, ve onların bizim milyonlarcamızı katlettiği düşünülürse bundan
en ufak bir gocuntum yok. Ama günümüzde öylesine yıkıcı ve sünepeleştirici
saldırı altındayız ki, birgün yeni 6-7 eylüller olacaksa bunun edilgen tarafı,
en kısa zamanda toplu bir bilinç oluşturulmazsa bizler olacağız, ve etken
olacak taraf tarihin gördüğü en aç, en ilkel, en vahşi, etik değerlerden en
uzak, en insanlıktan nasibini almamış güruh olacak.
Saygılarımla
TTKY
Bahadır
Sd.
* * *
31.05.2002
Sayın Bahadır Sd. Beğ,
Bize göndermek lûtfunda bulunduğunuz ve Türkiye için büyük
çoğunluğuna katıldığımız değerli fikirlerinizi hâvî mektubunuzu, bir yerde
nokta nokta geçmek sûretiyle yayınlıyoruz. Noktalı yerlerde ileri sürülen
iddiâ için maalesef elimizde bir belge
bulunmamaktadır. Sizde var ise ve bize iletmeniz mümkün ise noktalı yerler
doldurulacaktır.
Otağımıza yönlendirdiğiniz tenkitlerde haklısınız. Günlük olaylar
Türkiye aleyhine öylesine hızlı gelişiyor ki bunları satırbaşları ile vermek
bile insanın rûhunu karartmaya yeterlidir. Tabii bu aleyhteki gelişmeler sâdece
Türkiye Türkleri üzerine değildir. Yeryüzünde ne kadar Türk var ise onların
yaşadıkları ülkelerde de bu tür maskaralıklar, ihânetler, kıyımlar
yaşanmaktadır. Bütün Türkler’in arasından sâdece Batı Türkleri’nin
felâketleriyle hemhâl olursak, sanki diğerlerine haksızlık edecekmişiz gibi bir
hisse kapılıyoruz.
Son zamanlardaki AB yaygarasını hatırlatmaya gerek yoktur. Bütün
siyâsî partilerimiz, sanki Türkiye Cumhûrîyeti sınırları içinde yaşayan
Türkler’e sorup da büyük bir ekseriyetle “evet” cevâbı almışçasına ve ne
bahâsına olursa olsun AB’ne girme telâşındadırlar. Bu topluluğa girmek Anadolu
Türklüğünden de öte BÜTÜN VE BÜYÜK TÜRK MİLLETİ’ne ne kazandıracak, ne
kaybettirecektir. Bu hesâbın yapılmış olduğunu sanmıyoruz. Bugün Türkiye’li
siyâsîlerimiz, dâhilen ve hâricen alacakları kararlarda, atacakları adımlarda
sâdece Türkiye Cumhûrîyeti Türkleri’ni değil, bütün Türk âlemini düşünmek
zorunda olduklarının maalesef idrâkinde değildirler. Bu konuda diğer Türk
Cumhûrîyetleri’ne de yolbaşçılık yapamadığımız için onların siyâsîlerinin de
bizimkilerden bir farkı yoktur.
Sizin 6-7 Eylül misâlinizin tek tesellîsi Türk’ün ayranının
kabarması, bizim AB şikâyetimizin tek tesellîsi de bu birliğin en geç on-oniki
yıl içinde dağılacak olmasıdır.
Azîzim Bahadır Beğ,
Sanırız işte bu ahvâl ve şerâit içinde Türk Tanrısı’na epeyi iş
düşüyor. Ama şimdilik du’âmızı tekrarlamaktan başka da çâre görünmüyor. Yine
de,
Tanrı Türk’ü korusun!
Tonyukuk
20.05.2002
Sevgili Tonyukuk,
Herşeyin birer reklam vasıtasına dönüştüğü günümüzde sol ideolojiler
propagandalarını t.v., radyo, gazete ve dergi yoluyla yapmakta ve saf vatan
evladını zehirlemeye olanca gayretleri ile devam etmektedirler. Gerçekten de
t.v.'yi her açtığımızda karşımıza her çeşit program çıkmakta. Bazı t.v.
kanalları ise sadece bazı konularda yayın yapmaktadır. Hatta Avrupa ve
Amerika’da bazı şirketlerin kendi özel radyo ve t.v. yayınları olduğunu
görüyoruz. İşte bu noktada ulusal yayın yapan TÜRKÇÜ bir radyo ve t.v. kanalına
ayrıca günlük bir gazeteye duyulan ihtiyaç her geçen gün daha artmamakta mıdır?
Acaba bu konuda her hangi bir faaliyet sürdürülmekte midir? Bu konu TÜRKÇÜLÜĞÜN
geleceği açısından hayati bir önemi haiz değil midir?
TANRI TÜRKÜ KORUSUN
Tanrıkutmete
*
* *
31.05.2002
Azîzim Tanrıkut Mete Beğ,
İş tam bir türlüye dönmüştür. Sağcıların hükmettiği sanılan
ülkemizde sol ideolocya, hem özel hem de devlet televizyonlarında cirit atıyor.
Biz işin kolayını bulduk. Solcuların hükmettiği Azerbaycan’ın devlet televizyonunda da Türkçü, Turancı,
hattâ bizimkiler duymasın ama ırkçı programlar bile yayınlanıyor. Biz de vakit
bulduğumuzda açıp 70 yıl komünist idâresinde kaldığı halde bir türlü komünist
olamamış, komünistliği öğrenememiş zavallı! kardeşlerimizin bu yayınlarını
tâkîb ediyoruz.
Reklâm dediniz de aklımıza geldi. Bu işlerin “daha”sı da var.
Biliyorsunuz, geçenlerde (bu ayın içinde) Turan mefkûresini
gerçekleştirmek için kurulduğunu belirten bir ‘veb sitesi’ kendisini tanıtmak
için bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda da Türkçülüğe hizmet etmiş 16 kişi,
‘plaket’ verilmek sûretiyle ödüllendirildi. Bu kişilerin içindeki 7 kişinin (ki
bunlardan birisi Güney Azerbaycan, diğeri Kırım Türkleri’nin
yolbaşçılarıdırlar) dışında kendilerine ödül verilen eşhâsın gerek Türkçü’lük
yolunda, gerekse Turan için bugüne kadar ne iş işledikleri belli değildir.
Kaldı ki bu 7 kişiden Türkiye’den olmayan ikisini çıkartırsak geriye 5 kişi
kalıyor. Bu 5 kişiden ikisi de Doğu Türkistan kasabı Zetung’a verilen devlet
nişanı kararnâmesini imzâlayarak Türkçülük yolunda yaptıkları ihtişâmlı
hizmetleriyle ömür boyu övünmeye hak kazanmış! kimselerdir. Helâl olsun!...
Gelelim bu zevâtı ödüle lâyık görenlere... Sâhi, ikisi, üçü hâric,
bu böyük Türkçüler’in Türkçülüğe hizmet ettikleri husûsunda kim veyâ kimler
veyâ hangi jüri, hangi kıstasları kullanarak karâr vermiştir. Buna karar veren
bir kişi ise bu kimdir? Kararlar birkaç kişi tarafından alındı ise, bu kişiler,
bir jüri tarafından alındı ise bu jüride bulunan üyeler kimlerdir? Bu kişiler
Türkçülük için hangi hizmetlerde bulunmuşlardır? İşte işin burası belli
değildir. Zâten belli olması da gerekmez canım!...
Bektâşî babasına sormuşlar: -Abdestsiz namaz kılınır mı?... Elcevâb:
-Ben kıldım oldu.
Öte yandan bu tanıtım gecesine katılan medyâtik Türkçü’lerin de bir
hayli kabarık sayıda olduklarını görüyoruz. İşi ‘evet, hayır’cı bir Türkçü
büyüğümüz (belki de boyu kadar zıplayarak) sunarken, yanı sıra çark-ı felekçi
bir başka Türkçü, hatta Türk olmayan bir başka arabeskçi Türkçü, daha saymakla
bitiremiyeceğimiz kadar çok, türlü kesimlerden, türlü türlü Türkçüler de bu
geceyi şereflendirmişler, Türkiye’ye yaraşır muhteşem bir mozaik meydana
getirmişlerdir.
Programda yer alan Folklor ekibinin Turan sınırı, herhalde kendi
kafalarına göre çizilmiş olduğu için,
Ege, Silifke ve Kafkas oyunlarıyla bütün Türk Dünyâsı’nın folklorunu bir
çırpıda seyircilerine takdîm edivermişlerdir. Bir katılımcı folklorculara
seslenerek: -Bir de bürgüt oynayın. demiş ise de gerek folklorcubaşı, gerek
folklorcusonu ve gerekse hâzirûn bürgütün ne olduğunu bilememiş ve
anlayamamışlar, anlamını sormak için bunu söyleyeni aramışlarsa da
bulamamışlardır. Sonunda toplantıya katılanlar, bu sözü söyleyenin bir
provokatör olabileceğine ittifakla karar vermişlerdir.
(Son zamanlarda ne hikmet-i hüdâ ise, bizim folklor ekiplerinin,
Kafkaslar’ı bir türlü aşamadığı kimsenin gözünden kaçmamaktadır.)
Bu patırdı “3 Mayıs Türkçüler Günü”nün adını, hattâ amacını, sanki 3
Mayıs babasının malıymışçasına, sanki 3 Mayıs sâdece kendisinin eseriymişçesine,
50 yıl sonra 1994’te “3 Mayıs Milliyetçiler Günü” olarak değiştirenleri de
telâşlandırmıştır. Öyle ya bu filan filan veb sitesine de ne oluyor. Burada
arslanlar gibi Türkçülük, az bir parça da Turancılık yaparak çaktırmadan
idâre-i maslahât idenler var iken bunlar da nereden çıktılar? sorusunun cevâbı,
ciddî ciddî araştırılmış, yeni bir siyâsî oluşum endîşesi, millete verdikleri
sözleri tutmayanların, tutamayanların yüreklerini bir hayli pırpırlatmıştır.
Azîzim Tanrıkut Mete Beğ,
Allâseniz, şimdi siz de kalkmış “herşey reklâm vâsıtası olarak
kullanılıyor” diye yakınıyor, serzenişte bulunuyorsunuz. Şimdi bunun sırası mı?
Başlar ayak, ayaklar baş olursa ne olur? Anayasa bir kerecik delindi de ne
oldu? Allah a’şkına büyütmeyin canım. Bırakın ağalar Türkçülüğü de reklâm
vâsıtası olarak kullansınlar, kullansınlar, kullansınlar ki ol dakı ayağa
düşsün.
REKLAMLARI İZLEDİK, İZLİYORUZ ve de İZLEYECEĞİZ!...
* * *
Ona öğretmeyi, aklımızdan geçirmek bile bizim haddimize mi? O işini
bilir, Türk’ünü bütün kötülük ve yağılardan korur. Bu hep böyle olmuştur.
Tonyukuk
23.05.2002
Sayın Tonyukuk Bey;
İlk önce saygılarımı sunar, böyle güzel bir örütbağı (internet) yaptığınız için
teşekkür ederim. Daha sonra ise sizin bu örütbağı adresinizden ne yazık ki çok
yakın zamana kadar haberdar olamadığımı
üzülerek belirtmek isterim. Ben, sizin hakkınızda daha ayrıntılı bilgi sahibi
olmak arzusundayım. Çünkü; benim araştırmayı düşündüğüm (öz kültürüm hakkında)
bir çok konu örütbağınızda mevcut. Eğer size zahmet vermez isem bu isteğimi
aşağıda yazacağım adresime göndermenizi sizden rica ederim.
Murat Akın YILMAZ
* * *
31.05.2002
Azîzim Murat Akın Yılmaz Beğ,
Otağımızın içeriğini beğenmiş olmanız bizi mutlu kılmıştır.
Yılların birikimini karınca kaderince bu otağ aracılığı ile bizden
sonrakilere aktarmaya çalışıyoruz. Araştırmayı düşündüğünüz kültür mes’eleleri
bizden suâl olunursa, bildiğimiz nisbette size yardımcı olmaya çalışır, bundan
da kıvanç duyarız.
Saygılarımızla,
Tonyukuk
28.05.2002
Ben Necmi Sertel. Koyakulu, boğazören köyü doğumluyum. Şu anda
Hollanda’da ikamet etmekteyim ve Nogay Türkleri’ndenim. Büyüklerimizden
duyduğumuza göre Dağıstan’dan geldiğimiz söyleniyor. Fakat net
olarak neresinden hangi köy, kasaba, şehir, ismi bilinmiyor. Ayrıca köyde iki
kabileyiz. Çetisan veyâ yetisan ile bir de Cenboyu ya da Cenboyluk
diye ikiye ayrılıyor. Köyümüzün eski adı köstengil. Acaba Romanya’daki
Köstence ile bir bağlantısı olabilir mi? Camimizin temel taşında
yapım yılı olarak 1800’lü yazı olduğu söyleniyor. Nereden, nasıl, hangi şartlar
altında gelindiğine dair bir bilgi edinemedim. İnşallah sizin aracılığınızla
bilgi edinilebilirim. Saygılarmla.
Allah’a
emanet olun.
*
* *
31.05.2002
Azîzim Necmi Sertel Beğ,
Nogay’larla
ilgili olarak Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nün yayınladığı 1992 yılı baskılı
Türk Dünyası El Kitabı’nın I. Cilt, 435. Sf.sında yazılanlar şöyledir:
“Nogay
Hanlığı ve Nogaylar
Adını, Altın-Ordu Devleti'nin
(1223-1502) büyük kumandanlarından “Nogay” dan (ölm.1299) alan ve bu devletin
çöküşünden sonra kurulan Nogay Hanlığı, Volga'dan İrtiş'e ve Hazar Denizi'nden
Aral gölüne kadar uzanan sahaları içine alıyordu. Merkezi, Yayık nehrinin
mansabındaki Saraycık şehri idi. Ahalisinin esas unsurunu Kazan, Kırım,
Astırhan ve Sibir hanlıklarında olduğu gibi, Kıpçak zümresine ait Türk boyları
teşkil etmekte olup, bunların içinde Türkleşmiş bir Moğol kabilesi olduğu
tahmin edilen Mangıtlar sivrilmiş durumda idi. Kazan ve Astırhan Hanlıklarının
Rusya'ya tabi olmasından sonra (1552-1557), Nogay Hanlığı birkaç zümreye
ayrılmış, Kafkasya'nın Kuzeyindekiler “Küçük Orda”, Emba gölü civarında
bulunanlarına “Altıul Ordası” denmiş, İsmail Han'ın idaresinde kalanlar ise
“Büyük-Nogay Ordası” adı altında birleşmiş ve IV. İvan'ın hakimiyetini
tanımışlardır (1555-1557). Küçük Orda Nogayları üzerinde Rus nüfuzu ancak 18.
yy.'in ikinci yarısından sonra başlamış, bunlar Kazaklar tarafından batıya
göçmeye zorlanarak “Bucak Ordası”, “Yedisan
Ordası”, “Cambuyluk
Ordası”, “Yedikul”, “Azak”, “Kuban” gibi
bölümlere ayrılmış ve Kırım Hanlığı'na tabi olmuşlardır. Sonraları mühim bir
kısmı Türkiye'ye göç ederek Anadolu'da iskan edilmişlerdir. Rusya'da kalanlar,
bugün Kuzey Kafkasya'nın çeşitli bölgelerinde yaşamaktadırlar.”
Sizin mektubunuzda bahsettiğiniz Cetisan
veyâ Yetisan ile Cenboyu veyâ Cenboyluk boyları yukarıda işâretlenmiş olan
Nogay bölükleridir.
Bir başka kaynak şöyle demektedir:
“Nogay’ların 4 büyük, 5 küçük bölüğü
vardır. Bunlardan Bucak, Edisan, Cambulak ve Edişkul büyük boyların, Mansur, Kıpçak, Karamurza, Tokhtam ve
Novruz da küçük boyların adlarıdırlar.”
Nogay’ların Anadolu’ya gelişleri
hakkındaki târîhî bilgiler ise şöyle:
“Osmanlı Devleti, 1829 Edirne Antlaşması ile Kafkasya ile hiç bir
alâkasının kalmadığını resmen kabûl etti ama yine de Dağıstan, Çeçenistan ve
Çerkezistan’da Ruslar’a karşı mücâdeleyi sürdürdü. Şeyh Şâmil’in 1859 yılında
teslîm olmasıyla Dağıstan ve Çeçenistan’da mücâdele sona erdi. Çerkezistan’da
ise savaş 1864 yılına kadar sürdü. Sonrasında, Dağıstan ve Çeçenistan’da
nüfûsun bir kısmı, Çerkezistan’da ise Karadeniz sâhili de dâhil olmak üzere
nüfûsun yüzde doksanına yakını Ruslar tarafından bölgeden sürüldü. Bu sürgün
Osmanlı Devleti topraklarına yapıldı ve
Nogaylar da Çerkesler’le birlikte göç ettirildiler. Bunların bugünkü
nesilleri Türkiye’de ve Osmanlı Devleti’nden ayrılan Orta Doğu ülkelerinde
yaşamaktadırlar.”
Azîzim Necmi Sertel Beğ,
·
Nogay,
bildiğiniz gibi bir boy adı değil bir kişi adıdır (Osmanlı, Kazak, Özbek
gibi...).
·
Dağıstan’da
45º29’ Kuzey enlemi, 43º25’ Doğu boylamı noktasında Yedisan adlı eski bir köy
bulunmaktadır. Dağıstan’dan gelindiğini söyleyenlere bu bilgi bir ışık
tutabilir mi?
·
Boğazören
köyünün eski adı olan Köstengil’in, Romanya’nın Köstence’si ile bir ilgisinin
olabilirliği bizce uzak bir ihtimâldir.
·
Köy
câmiinin temel taşındaki târîhin söylenti olduğunu belirtiyorsunuz. Taş, temel
taşı olduğuna göre muhtemeldir ki toprak altındadır ve belki de târîh bu yüzden
söylenti hâline gelmiştir. Bu görüşümüzün aksine, taş gözle görülür bir durumda
ise târîhin okunması mümkün olabilmelidir.
·
www.google.com
bulucusunda Nogay
kelimesini aradığınızda önünüzde muhteşem bir ufuk açılacaktır.
·
www.turkolog.org sunucusundaki Konuk Defteri
seçeneği de sizi pek çok hemşehriniz ile buluşturacaktır.
Saygılarımızla,
Tonyukuk
30.05.2002
Merhaba Tonyukuk,
Daha önce Çakabey'i sormuştum sana ama erkek değil kızmış... Nasip.
Kız ismi olarak Bige ya da Bike hangisi doğru ve anlamları...
Bir de Bike sanki Güneydoğu adı gibi yanılıyor muyum?
Türkler’in şanlı tarihlerindeki önemli şahısların eş ya da kız kardeşlerinin,
ya da (var ise) Türk kadın savaşçılarının adlarını
bildirirsen çok sevinirim. Aklına ilk gelenler ya da hiç konmamış nadir olan ve
bizler için çok önemli şahısların isimlerini bildir. Mesela erkek olacak olsaydı Çakabey olacaktı ama nasip, kız
imiş... Umarım ismini koymakta sana nasiptir.
Ozan Şenyiğit
*
* *
30.05.2002
Azîzim Ozan Şenyiğit Beğ,
Öncelikle sizi ve eşinizi kutlarız.
Otağımızdaki yazışmalarımızda bize yönelttiğiniz sorunun cevâbı vardır. (Bkz.:
Mart 2001 yazışmaları) Ancak anladığımız kadarı ile şu anda telâşlısınız ve
emîniz ki uçar gibi bir hâliniz var. O cevâbı buraya naklediyoruz. Demişiz ki;
“Bugün Aybüke adı, Aybike, Aybüke ve Ayböke biçimleriyle Türk çocuklarına
verilmektedir. Bike, büke ve böke sözcüklerindeki “k” sesi, “g” veyâ “ğ” olursa
sözcük anlamını kaybeder. Aslında büke, böke ile aynı anlamdadır, ancak
söylenişi (telaffuz) değişiktir.
Bike, katun, kadın, hâtun anlamındadır. Büke veyâ böke ise ejderhâ, alp,
bagatur (bahâdır), yiğit, cesûr karşılığı olmakla birlikte koruyucu anlamına da
gelir.
Kısacası Aybike, “ay gibi güzel katun” anlamına gelirken, Aybüke de “ay gibi
alp, ay gibi yiğit” demektir. Büke’yi “koruyucu” anlamında kullanırsak bu defâ
da “Ay’ın koruyucusu (Ay hâlesi)” demek olur ki, bu ad hangi anlamda
kullanılırsa kullanılsın çok güzel bir addır.”
Bike katıksız Türkçe bir sözcüktür. Atayurd kökenlidir. Bike de Böke de Büke de
Güneydoğu'lu değildirler.
Eğer otağımızdaki kız adlarını inceleyerek beğenip seçeceğiniz birkaç adı bize
danışırsanız, size derhâl karşılık vermeye çalışacağız.
Aybike'de kararlı olur iseniz bize de emeksizce Dede Korkutlayın bangır bangır
böbürlenmek düşer ve deriz ki: “Adını biz verdik, yaşını Allah versin.”
Teñri katunu korusun, analı babalı büyütsün, uzun ömürlü kılsın...
Tonyukuk
31.05.2002
Yazdıklarınızdan anladığıma göre sizleri sıkmadığıma çok sevindim.
Bu yardımlarınızı nasip olursa gününde çocuğuma da anlatacağım.
Yine sormak istediğim bir şey var. Nif, İzmir’de bir dağın adı. Acaba kelimenin
Türkçe ile ilgisi
var mı?
Saygılar,
Ozan Mustafa Şenyiğit
01.06.2002
Azîzim Ozan Mustafa Şenyiğit Beğ,
Böyle mutlu bir olaydan sıkılabileceğimizi düşünmeniz yersizdir.
Bir Türk kızı dünyâya geliyor, bir Türk dünyâya geliyor. Yüce Türk Tanrı'sı
lûtfediyor, ırkıma bir Türk daha katıyor. Bu mutluluğun, bu güzelliğin, bu
heyecânın sanıyorum henüz adı konulmadı.
Bu manzûmemiz katun kızımıza aksakal dedesinden doğum armağanı olsun.
Tanrı onu da ırkını da korusun.
Koşma
Önce küçümseyip ince sarıldım
O Umay yüzlünün nârin boynuna
Pehlivan sanırdım ben beni geldim
Kendi kündem ile a’şkın oynuna
Çaldı beni yere esridim mi ne
Dedi yenik düşdün gördün mü mene
Dedim var mısın gel tutalım yine
Pışt dedi parmağın sürüp a’ynına
Dedim ben bu işin altında kalmam
Seni yenemezsem ömrümce gülmem
Toprak olanda mı hem ille bilmem
Gülüm alacaksın beni koynuna
Dedi sende kalsın ahlın çoğusa
Bilirem fikrini karnın toğusa
İçinde kötülük kemlik yoğusa
Yemin et de görek hele diynine
Dedim söylenecek söz bırakmadın
Hangi ildensin kız ne senin adın
Çünkü bilesin ki ha bugün yarın
Görücü gelecek ebeveynine
Murâda ermeden ölünür mü hiç
Amma bunca câhil olunur mu hiç
İlden kolay gelin alınır mı hiç
Girip yerleşmeden kızın göynüne
12 Mayıs 1966
Açıklama: Nif kelimesi Türkçe değildir.
Tonyukuk