TONYUKUK'a gelen yazılar... ve TONYUKUK'un karşılıkları...

ARALIK-2001

(Yazılar geliş târîhlerine göre sıralanmışlardır.)


01.12.2001

Sayın Tonyukuk,

Sitenizdeki 12 hayvanlı Türk takvimi Erk bey tarafından hazırlanmaktadır. Takvimin tanıtımında “12 hayvanlı Türk yıllığı, bir Ay-Güneş yıllığıdır. Çinliler Türk’lerden aldıkları bu yıllığı 2001 yılının Ocak ayının 26ncı günü i’tibâriyle, 3438 Güneş yılından bu yana yazılı kaynaklarında kullanmışlardır. Buna ek olarak, Yazılı Çin Târîhi'nin öncesindeki 1200 yıllık Sözlü Çin Târîhi'nin de bu yıllık ile târîhlendirildiği gözönüne alınırsa, yıllığın en az 4638 yıllık olduğu gerçeği ortaya çıkar.” denilmektedir.

Erk beyden öğrenmek istediklerim şunlardır: 

1-     Tanıtımda Erk bey takvimin başlangıç yılı için “Türkler'de yıllıklanarak târîhe geçmiş bilinen ilk olay, Türk Devleti'nin, Tuman Yabgu Hükûmeti ile İmparatorluk olduğu M.Ö. ki 220 yılıdır. M.Ö. ki 220 yılı, Türk yıllığının Çin düzenlemesine göre, 41inci 60 yıllık bağının 2nci kümesinin 6nci yılı olan Yılan Yılı'dır. Bu târîhe en yakın olan küme başı yılı, 41inci 60 yıllık bağın 2nci kümesinin 1inci yılı olan Sıçan Yılı'dır ki, bu M.Ö. ki 225 yılına karşılık gelir. 41inci 60 yıllık bağın 2nci kümesine en yakın bağ başı yılı ise 41inci 60 yıllık bağın 1inci kümesinin 1inci yılı olan Sıçan Yılı'dır ki, bu da M.Ö.ki 237 yılına karşılık gelir.” demektedir. Madem ki takvim 4638 (2002 yılına göre 4639) yıldan beri kullanılıyor, siz neden bu yıl sayısını 2400 yıl eksik gösteriyorsunuz? Bunun düzeltilmesi mümkün müdür?

2-    Celali takvimi ile ilgili öz bir bilgi verir misiniz?

Saygılarımla,

TTK

Durali Avşaroğlu

* * *

13.12.2001

Azîzim Durali Avşaroğlu Beğ,

Yazınızı Erk Yurtsever Beğ’e ilettik. Karşılığı aşağıdadır, bildirilir.

“Sayın Tonyukuk,

12 hayvanlı Türk takvimi ile ilgili olarak sayın okurunuzun yaptığı uyarı yerindedir. Bu konu hakkında i’kaz mâhîyetli pek çok mektup almaktayız.

Türk takviminin başlangıç yılı, takvim konusunda dünyâda belki de tek isim olan sayın Dr. Müh. A. Necâti AKGÜR Beğefendi’ye tarafımızdan teklîf edilmiş ve mâkul bulunmuştu. Ancak bu değişmez bir kural değildir. Bugün Çin kaynakları bizden kopyaladıkları 12 hayvanlı takvimlerini M.Ö.ki 2637nci yıldan başlatmaktadırlar. Dolayısı ile önümüzdeki YUNT yılında bu nâkısa giderilerek gerçek yıl sayısına dönülecek ve yıllık arşivinizdeki ve arşivimizdeki takvimler de aynı istikâmette tashih edileceklerdir.

Celâlî takvimi (ki takvîm-i melîkî de denir), Selçuklu sultânı Celâl-üd devle Melikşâh [1055-(1072-1092)] tarafından dönemin en büyük âlimlerine yaptırılmıştır. Dünyâdaki en sağlıklı Güneş takvimidir. İlmî bir ihtiyâc sebebiyle, bir Türk sultânı tarafından yaptırılmış olması, takvime millî bir vasıf kazandırır. Kısacası Celâlî takvimi ay adlarının Farsça olmasının dışında tam bir Türk takvimidir.

Celâlî takviminde zaman, 20 Mart 1079 târîhinde Bağdat’taki Nizâmîye Medresesi mevkiinde Güneş’in batış ânı ile başlar(*). Gerçek yıl sayısı da aynı andan i’tibâren başlar. Bu takvimde yıl 30’ar günlük 12 aya ayrılır. Geride kalan 5 ya da 6 gün son aya “ekleme günler” adıyla eklenir. Yılın kaç gün süreceği yıl sayısı ile 365.24219’un çarpımı ile bulunur. Çarpım sonucu çıkacak küsûr 5’ten küçük ise gün sayısı olarak dikkate alınmaz. 5’ten büyük ise yıl 366 gün olarak alınır.

Bu takvim Selçuklu’dan sonra da Îran’da kullanılmaya devâm edilmiştir ve hâlâ da kullanılmaktadır. Ancak Acemler takvimi 622 yılının 20 Mart’ından başlatmışlar, takvimin ilk 6 ayını 31 gün, ikinci 6 ayını da 30 gün saymışlardır. 365 gün süren yıllarda ise son ay 29 gün sayılmaktadır.    

(*) İslâmîyeti kabulün öncesinde de sonrasında da Türkler’de gün, Güneş’in batışı ile başlar.

Sayın Tonyukuk,

Bu açıklamamızın sayın okurunuza iletilmesini ricâ ederim.

Azîzim Durali Beğ,

Konu hakkındaki açıklama herhâlde yeterli olacaktır. Bununla birlikte aklınıza takılan başkaca sorular var ise lûtfen bize yazınız.

Tanrı Türk’ü korusun.

Tonyukuk


08.12.2001

Sizleri kutlarım.
Çalışmalarınızın devamını dilerim.

İbrahim Özdağ

* * *

09.12.2001

Azîzim İbrâhim Özdağ Beğ,
Çalışmalarımız Tanrıdağı'na kadar...Ondan ötesi var ise (ki var) orada da devâm...
Fî-sebîl-illah, Tanrı için, Türk için...
Tanrı Türk'ü korusun.
Tonyukuk


10.12.2001

Türk’ün yaşayan Bilgesi Tonyukuk,

Yine duygulanarak gezindiğim sayfanızda Mart-2000 yazışmalarında Dr.Vasıf İsmailoğlu imzalı yazı beni çok etkiledi. Bugün güncel olan bir konudaki (salkım hanımın taneleri) görüşlerini açıklamış. Ne acıdır ki Vasıf Bey’in yaklaşık 1,5 yıl önceki söyledikleri daha yeni tartışılır oldu. Demek ki sayın İsmailoğlu bir bakan olsa idi bu mesele 1,5 yıl önce tartışılacaktı. İşte kendi yurdunda kendini anlatamamak... Bugünkü Türkçülerin durumu budur. Gayri söze ne hacet? Yüzde yüz Türklerin çoğalması dileği ile.

T.T.A.

Murat Can

* * *

16.12.2001

Azîzim Murat Can Beğ,

Önce sizden bir ricâda bulunalım. Bizi, hakkımız olmayan iltifatlarda bulunarak ezmeyiniz, efendim.

Dr. Vâsıf Beğ, Azırbaycan’lıdır, Azırbaycan Türkü’dür. O, bir Türk olduğu için ve pek de tabii olarak, görüşlerini bir Türk gibi açıklamıştır. Bu konu birbuçuk yıl önce tartışılmalı ve Türklüğün lehine sonuçlandırılmalıydı. Biz bir Ermeni’nin ihânetini anlıyoruz da, bazı kişi ve kuruluşların ihânetlerine akıl erdiremiyoruz.

Kendi yurdunda kendini anlatamamak Türkçülerin suçu değildir. Siz herhalde Türkçüleri iktidârda ya da iktidârın ortağı falan zannediyorsunuz. Bu ülkede en yakın zamanda gerçek Türkçüler iktidâr olacaktır.  Bunca Türkçü genç yetişti. Bunlardan bir mangal yüreklisinin yakın bir gelecekte Türkiye’ye başbakan olması sâde bizim değil, bütün Türk Dünyâsı’nın yüzünü güldürecektir.

Unutmayınız, Türklere “GÖKBÖRÜ” yüzyılda bir gelir.

Nizâm-ı a’lem için Yaradan Türk’ü korumaya mecburdur.

Sağlıcakla kalınız,

Tonyukuk  


12.12.2001

Sayın Tonyukuk,
Sitenizi çok bilgilendirici ve yüreklendirici buldum. Ancak hiç değinmediğiniz bir konuyu sormak istiyorum. Türklerin dini hakkında ne düşünüyorsunuz? Altay'da Şamanist (daha doğrusu Kamcıl) Türkler var, Gagavuz Türkleri Hristiyan, İran Azerbaycan'ındaki ve kuzey Azerbaycan'daki Oğuz kardeşlerimiz Şii...
Dünyadaki Türklerin birbirine düşürülmesinde sık sık kullanılan bu unsurla ilgili Türk ulusunun tavrı ne olmalıdır sizce?
Bir milliyetçi olarak böyle bir site için tekrar teşekkür ederim.
Burçin Aydoğdu

* * *

20.12.2001

Azîzim Burçin Aydoğdu Katun,

Bildiğiniz gibi millet, aynı kökten gelen, târîh, töre ve dil ortaklığı bulunan insanların tamâmına verilen addır. Bu târîfe bâzıları “aynı topraklar üzerinde yaşamak” şartını da ekliyor iseler de bizce bu şart çok önemli değildir.

Bizim milletimiz Türk milleti, millîyetçiliğimiz de Türk millîyetçiliği yâni Türkçülüktür. Otağımız da Türkçülüğün emrinde olan bir kuruluştur.

Şimdi yazımızın başına dönelim. Orada gördüğünüz gibi bir milleti millet yapan birkaç unsurun içinde dîn bulunmamaktadır. Dolayısıyla otağımızda Büyük Türk milletine dîn tâyîn etmek gibi bir niyetimiz olmadığı gibi bu hususta bir düşünce bildirmemiz bile söz konusu değildir.

Düşmanlarımız bundan sonra da dîn hattâ mezheb unsurlarını kullanarak milletimize tefrika sokmaya çalışacaklardır. Ancak yüce milletimiz, yapılan târîhî hatâlardan gereken dersi aldığı için böyle bir oyuna gelmeyecektir.

Kök, damar değiştirmek kişinin ihtiyârında değildir. Ama hangi damardan olursa olsun bir kişi dilediğinde dilediği dînin mensûbu olabilir.

Otağımıza konuk olduğunuz için biz de size teşekkür ederiz.

Tonyukuk 


18.12.2001

İnternetteki siteniz çok güzel. Ben orta yaşlı birisi olarak Türk tarihini fırsat buldukça okurum ve her defasında Türklüğüm ile gurur duyarım. Ama çoğu tarihçiler arasında büyük çelişkiler görüyorum. Bu Türklerin Moğollaştırılması veya Moğolların Türkleştirilmesi şeklinde oluyor. Eğer Cengiz Han'ı ve kurduğu orduyu salt Moğol olarak kabul edersek bu sefer onun torunu olan Batukhan'ın kurduğu Altınordu’yu (altın orda) da Türk imparatorluklarından çıkartmamız gerekir. Her ne kadar Batu bu imparatorluğu Türk boylarına dayanarak kurduysa da Timuçin doğduğunda ortada Moğol lafı bile yoktu. Kendisine bir Türk olan annesinin verdiği ad tamamen bir Türk adı olup, demir işçisi anlamındadır. Ayrıca, Timuçin kumral saçlı ve açık renk gözlüdür. Ben hayatımda bu yüz şekillerinde olan bir Moğol görmedim. Cengiz’in Tatarlara saldırmasının nedeni babasının onlar tarafından öldürülmesi idi. Cengiz kendisini kurt soyuna bağlar. Bu da tamamen bir Türk geleneğidir. Cengiz öldükten sonra, Moğolların onun kavmini dağıttıkları söylenir. Acaba bugünün Moğolları ile geçmiştekileri mi birbirine karıştırıyoruz? Belki geçmiştekiler de Türk idi ama tıpkı Oğuz, Kırgız gibi birer boy olup, Türklerin Moğol boyunu oluşturuyorlardı. Konuklar köşenizde beni aydınlatırsanız sevinirim.
Saygılarımla,
Cem Davaslıgil

* * *

19.12.2001

Azîzim Cem Davaslıgil Beğ,

Sizi aydınlatmamızı istediğiniz konuda öylesine bilgi sâhibisiniz ki biz nâcizâne, bildirdiklerinize bir iki küçük ek yapabileceğiz. Şöyle ki:

Kun Kağanlığı’ndan önceki çağlarda Türk dili ile (13. yüzyılın başlarından başlayarak) Moğol dili denilen dil aynı dil idi, Türkçe’ydi.

Moğol adı târîhte ilk defâ Çengiz (Tengiz, Deniz) Kağan zamânında kullanılmıştır. Ondan önce Moğol denilen boya ne ad verildiği bilinmiyor. Orkun yazıtlarında geçen “Dokuz Tatar”, “Otuz Tatar” boylarının Moğol olduğu görüşü yalnızca bir varsayımdır. Ancak yine yazıtlarda adı geçen Kıtay “Kıtayn” boyunun 13. yüzyılda Moğol diye adlandırılan boy olabileceği düşünülebilinir. Kaldı ki Çengiz Kağan’ın Moğol’u bir boy adı olmayıp “Osmanlı” gibi, “Özbek” gibi, “Kazak” gibi siyâsî bir addır. Eğer Osmanlı Hânedânlığı hükûmetleri bugün de devâm ediyor olsa idi, bize hâlâ “Osmanlı” denilecekti.

Pek tabiidir ki Moğol Kağanlığının tebâası içinde çok sayıda Türk boyları da vardır.

Çengiz Kağan’ın sâdece anası değil babası da Türk’tür. Çengiz Köktürk’lerin (Türk’lerin) Çinli’lerce Şato denilen prenslerinin 8. göbek torunudur. Babası Yasukay, bir Türk kızı olan anası Ulun-eke’yi kaçırarak evlenmiş, Temüçün bu evlilikten doğmuştur. Soyunun Oğuz Kağan’a kadar çıktığı, hükümdârlık adayı olan Kay (Kayı, Kıyat) boyundan olduğu bildirilir.

Şato prensleri Türklerin develerini güden Kuzeyli boyları (Belki de Moğolların atalarını) yönetmek için, onların yaşadıkları yörelerde görevlendirilirlerdi. Çengiz’in ana dilinden başka bildiği tek dil ise işte bu Kuzeyli boyların konuştuğu dil idi. Çünkü Çengiz o boyların içinde büyümüştü.

Azîzim Cem Beğ,

Hâlâ çözüme ulaştırılamamış bir konu vardır: “Yönetenler kim olursa olsun devletin dayandığı insan yoğunluğu Türk ise o devlet Türk devletidir” diyenlerle “Tebâası kim olursa olsun devlete hükmeden hânedân ve onun dayandığı yönetim Türk ise o devlet Türk devletidir” diyenler anlaşamamaktadırlar.

Birinci görüş ezik bir tutsaklığı gizlemektedir. Bize göre ikinci görüş doğru fakat eksiktir. Yine bize göre Devlet=Töredir. Kısacası “Tebâası kim olursa olsun devlete hükmedenler ve onların yöneticileri Türk iseler ve devleti Türk Töresi’ne göre yönetiyor iseler, o devlet Türk devletidir”

Biz de size saygılar sunarız.

Tonyukuk


22.10.2001

Sayın Bilge Tonyukuk,

10.12.2001 tarihli yazımda beni yanlış anladığınız kanaatindeyim. Yazımda belirttiğim Türkçü iktidar ortağından biri değil Dr. Vasıf Bey’dir. 1944 yılından beri ezilen, tabutluklara çekilen, oradan oraya sürgünlere maruz kalan Türkçüler değil midir? Bizdeki durum bu da diğerleri farklı mı? Muhammed Salih, Mahmut Çöhregani ve daha nicesi hep aynı zihniyetlerin birer kurbanları değil midir? Ben bu sitede bunların tartışılmasını, biz Türkçülerin bu makus talihi yenmek için neler yapmaları gerektiğini paylaşmak istiyorum. Bıçak kemiğe dayanmamış çoktan bağrımızı delip geçmiştir. 57 yıl önce ateşlenen Türkçülük meşalesini bayrak yapmak için gece-gündüz demeden çalışacağız. Atsız Ata’nın dediği gibi “BÜTÜN TÜRKLER BİR ORDU, KATILMAYAN KAÇAKTIR”. Yıllardır beklenen o İlteriş'i bulacağız. Kainata nizam verecek yegane millet Türk Milleti’dir ki tarih buna şahittir. Tanrı Aleme nizam verecek Türk ırkını korusun.

Murat Can

* * *

23.12.2001

Azîzim Murat Can Beğ,

10.12.2001 târîhli yazınızda sizi yanlış anladığımız için üzgünüz.

Sizin “Demek ki sayın İsmailoğlu bir bakan olsa idi bu mesele 1,5 yıl önce tartışılacaktı.” cümleniz bizi “Tartışılsaydı ne olurdu?” sorusuna götürdü. Sayın İsmailoğlu 1,5 yıl önce (herhâlde ülkemizde) mevcut kabinenin bir bakanı olsa idi de bu konu tartışılmaya açılsa idi alınacak sonuç Sayın Vâsıf Beğ’i kahretmeye yeterdi.

Diğer konulardaki düşünce, temennî, dilek ve alkışlarımız, sizinkilerle bir farklılık göstermemektedir.

Tanrı Türk’ü korusun.

Tonyukuk


23.12.2001

Sayın Tonyukuk,
Cengiz Han ile ilgili yazdığım mesaja cevap verdiğiniz için teşekkürler. Ancak Cengiz'in annesi konusunda durum karışık. Siz, Ulun dan bahsediyorsunuz, ben ise annesinin Turkhan Khatun olarak biliyorum. (Türkan ismi). Bunlardan hangisi doğru? Bazı kaynaklar Timuçin'in Moğolların Borijin kavmine ait olduğunu söylüyor, ama ben onun Türk soyundan geldiğine inanıyorum. Bu arada değişik bir konuya değineceğim, o da kızılderililer! Benim yaptığım araştırmalar, bu insanların Altay dağlarından binlerce yıl evvel Bering boğazı vasıtası ile Amerikaya göçmüş olması. Bu konuda bir otorite olmamakla birlikte ve devamlı öğrenmeği kendime ilke edinmekle birlikte, Kızılderililerin biz Türklerin ataları olduğu kanaatindeyim. Irkçı bir insan olmamakla birlikte, bu Kızılderili kavimlerin bilhassa bugün Sibiryadaki Tuva gibi toplulukların bir kısmı olarak göç ettiklerini düşünüyorum. Halen bazı kabileler, Tashi, Yokut, Athabaskan, Havasu, Apache (apa kelimesi ata ile aynıdır), Akbasu, Atsina ve benzer diğerleri. Bu kelimeler eski altaic dediğimiz pür Türkçedir. Irklarda bahsi geçen kızıl derili konusuna katılmam, zira hepimizin derisinde hatta tüm insanlığın pembe-kızıllık vardır. Zannedersem bazı kızılderili kabilelerde Ortaasyadaki Türk soyundan geldiklerini kabul ediyorlar. Bu konuda sayın Paksoy'un derin araştırmaları var. Eğer Tuva sitesine girip www.tuvanet.com’a bakarsanız orada aynı kızılderili kıyafetinde bir şaman Türkü göreceksiniz. Belki bazılarımız şunu diyeceklerdir: Kızılderililerin Türklerin ataları olduğunu ispat etsen ne değişir? Bu mantıkla o zaman hiç tarihi irdelememek gerekir. Elbette kalkıp Amerika’dan toprak talep edilmeyecek ama tarih, en azından o kısmı ile daha doğru yazılacaktır.
Son olarak, her ne kadar tüm Türk dünyasının tarihini çok iyi bilmesi gerektiğini düşünmekle birlikte, Türk dünyasının kendi özünü korumasının, bazı fanatiklerin dediği gibi kelle koparmak, savaşmakla değil, ATATÜRK'ün dediği gibi teknoloji, ilim ve akıl ile gerçekleşeceğine inanıyorum. Tarihle övünmek, geleceği çağdaş olarak planlamakla ilgilidir, zira birgün gelecek yine tarih olacaktır.
saygılarımla,
Mustafa Cem Davaslıgil
Not: Bu arada, Arap milliyetçiliğinin Türk dünyası üzerindeki baskısından rahatsız olanlardanım. Batı
dünyası, ayrım yapmadan bizleri sadece Müslüman olarak göstermektedir. Bence din bir kimlik değildir. Milli kimlik, dini kimliğin üstündedir, zira aynı dine mensup diğer milletlerde vardır. Dini, milli kimliğin üstüne çıkartırsanız, bölünmeniz kaçınılmazdır.

* * *

27.12.2001

Azîzim Mustafa Cem Davaslıgil Beğ,

Kıymetli yazınızda Çengiz’in ana adının Ulun-eke değil Turkhan Khatun olduğunu bildirmektesiniz. Size verdiğimiz cevapta Ulun-eke adını bildirmemizdeki amaç bu adın da zikredilmekte olduğundan kaynaklanmıştır. Bize göre Çengiz’in ana adının şu veyâ bu olmasından ziyâde, ananın soyu önemlidir.

Azîz dostumuz Rehâ Oğuz Türkkan Beğ, Kızılderililer işine çok emek sarfetmiş, konu üzerinde çok çalışmış  bir ilim adamıdır. Bu konu hakkında kendisi ile temâs etmeniz, Kızılderililer’in Türkler’in atası olabilecekleri husûsundaki kanaatinizi etkileyebilir.

Yukarıda bahsettiğiniz Kızılderili boy adları içindeki Yokut adına değinmek isteriz. Eğer bu ad, Yakut  kelimesi ile eşleştiriliyor ise şunu belirtelim ki, bugün Yakut dediğimiz ülkede yaşayan Türkler bu ada şiddetle karşı çıkmakta ve “Yakut bize Ruslar’ca takılmış bir addır. Biz Yakut değiliz. Biz Sakha (Saka) Türk’üyüz.” demektedirler. Hattâ ülkelerine Yakut denmesi bile onları sinirlendirmeye yetiyor. Sakha Türkleri’ne göre onların ülkelerinin adı da Sakha’dır.

Sayın Paksoy’un çalışmalarından haberdârız. Bahsettiğiniz www.tuvanet.com ziyâretgâhlarımızdandır.

Arab emperyalizmi konusundaki görüşlerinize samîmîyetle katılıyoruz. Elbette dînî kimlik millî kimliğin üstünde olamaz. Elbette dînî kimlik bir birleştirici olamaz. Kaldı ki Türk soyu içinde zaman zaman millî kimlik bile birleştirici olamamış, töre uğruna birbirimizle boğuşmuşuzdur.

Azîzim Cem Beğ,

Bize, lûtfedip aynı düşünceleri paylaşmanın dayanılmaz keyfini sunduğunuz için size teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,

Tonyukuk


  OCAK-2002  

  YAZIŞMALAR